Son dönemde Sayın Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun gerçekleştirdiği görevlendirme ve atamaların, kurumların ihtiyaçlarını ve sağlık sisteminin geleceğini dikkate alan isabetli tercihler olduğu kanaatindeyim.

Sağlık sistemi yalnızca tıbbi hizmetlerden ibaret değildir. Sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği; güçlü bir kamu yönetimine, yerli üretime, sağlıklı işleyen özel sektöre, ilaç ve tıbbi cihaz sanayisine, nitelikli insan kaynağına ve kamu ile sektör arasında kurulacak güvene bağlıdır.

Bu kapsamda, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanlığı görevine getirilen Sayın Hüseyin Çelik ile gerçekleştirdiğimiz görüşme, bizlere umut veren önemli bir buluşma olmuştur.

Sayın Hüseyin Çelik, Sağlık Bakanlığında uzun yıllar görev yapmış, aynı zamanda özel sektörde de çalışma tecrübesi kazanmış deneyimli bir yöneticidir. Hem kamunun işleyişini hem de özel sektörün ihtiyaçlarını, üreticilerin karşılaştığı sorunları ve mevzuatın sahadaki sonuçlarını bilen bir bürokrat olması, üstlendiği görev bakımından önemli bir avantajdır.

Kamu ile özel sektörün farklı çalışma şartlarını bizzat yaşayarak görmüş yöneticiler; mevzuatın hazırlanması, uygulanması ve ortaya çıkan sonuçların değerlendirilmesi konusunda daha gerçekçi ve dengeli kararlar alabilirler. Sayın Hüseyin Çelik’in her iki alandaki tecrübesinin, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.

Görüşmemiz sırasında, Kurumun kuruluş kanunu ve ilgili mevzuatı doğrultusunda daha etkili, daha uygulanabilir ve sahayla daha güçlü iletişim kuran bir çalışma sistemi oluşturma iradesini görmek bizleri memnun etmiştir.

Sayın Hüseyin Çelik’in makamında çerçeveleyerek yer verdiği bir ifade de dikkatimi çekti. Şeyh Edebali’ye atfedilen “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünden hareketle oluşturulan “Şirketleri devlet yaşatsın ki devlet yaşasın” anlayışı, sağlık sanayisi bakımından son derece anlamlı bir mesajdır.

Bu ifade, şirketlerin devletten ayrı veya devlete karşı yapılar olmadığını; üretim, yatırım, istihdam, ihracat ve teknolojik gelişme yoluyla devletin ekonomik ve stratejik gücüne katkı sunduklarını anlatmaktadır. Devletin şirketleri yaşatması; haksız kazanç sağlamak veya ayrıcalık tanımak değil, üretim yapan, istihdam oluşturan, yatırım gerçekleştiren ve ülkeye değer katan işletmelerin önündeki gereksiz engelleri kaldırmak anlamına gelmelidir.

Özellikle sağlık sanayisinde faaliyet gösteren firmalar yalnızca ticari kuruluşlar değildir. Bu firmalar; hastaların tedavisinin devamlılığına, sağlık hizmetlerinin kesintisiz yürütülmesine, ülkenin dışa bağımlılığının azaltılmasına ve olağanüstü dönemlerde sağlık güvenliğinin korunmasına hizmet etmektedir.

Bu nedenle Sayın Hüseyin Çelik’in söz konusu mesajı, sağlık sanayisinin taşıdığı stratejik değeri anladığını ve sektöre yalnızca denetlenecek firmalar olarak değil, devletin sağlık sistemini ayakta tutan önemli paydaşlar olarak baktığını göstermektedir.

Ziyaretimiz sırasında kendilerine kapsamlı bir değerlendirme raporu sunduk. Raporumuzda; mevcut kanun ve yönetmeliklerde yer aldığı hâlde uygulanmayan hükümleri, mevzuatta bulunmadığı hâlde varmış gibi uygulanarak firmalara yük getirilen işlemleri, mevcut düzenlemelerde bulunmayan ancak sektörün ihtiyaç duyduğu hükümleri, firmalara gereksiz maliyet, zaman kaybı ve bürokratik engel oluşturan uygulamaları ve bütün bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerimizi ayrıntılı olarak arz ettik.

Beni en çok memnun eden husus, Sayın Hüseyin Çelik’in bu raporu bir eleştiri metni olarak değil, Kurumun çalışmalarına katkı sunacak yapıcı bir değerlendirme olarak karşılaması oldu.

Bugüne kadar benzer raporlar sunduğumuz bazı makamlarda, önerilerimizin kurumsal gelişime yönelik bir katkıdan ziyade eleştiri olarak algılandığına şahit olduk. Oysa Sayın Hüseyin Çelik, her türlü yapıcı görüşe açık olduğunu, Kurumun gelişmesine ve sağlık sisteminin güçlenmesine katkı sağlayacak önerileri önemli ve değerli gördüğünü samimiyetle ifade etti.

Bir kamu yöneticisinin kendisine sunulan rapor karşısında memnuniyet duyması, önerileri dikkatle dinlemesi ve katkıya açık olduğunu belirtmesi, kamu yönetiminde ihtiyaç duyduğumuz ortak akıl anlayışının güzel bir örneğidir.

Kendisinin hem kamu hem de özel sektör tecrübesine sahip olması; yapılan değerlendirmelerin yalnızca bürokratik açıdan değil, üreticilerin, tedarikçilerin, yatırımcıların ve uygulayıcıların şartları dikkate alınarak ele alınmasına da imkân sağlayacaktır.

Ancak sektörün sağlıklı gelişmesi için yalnızca kamunun değil, sektör temsilcilerinin ve sivil toplum kuruluşlarının da kendi içlerinde güçlü bir etik denetim mekanizması oluşturması gerekir. Sivil toplum kuruluşlarında üstlenilen görevler; kişisel şirketlere ayrıcalık sağlamak, kamu kurumlarıyla kurulan ilişkileri şahsi ticari menfaatler için kullanmak veya sektör adına elde edilen bilgi ve imkânları bireysel kazanca dönüştürmek amacıyla kullanılmamalıdır.

Sektörü temsil eden kişiler, kendi şirketlerinin menfaatleri ile temsil ettikleri sektörün ortak menfaatleri arasında açık ve dürüst bir ayrım yapmak zorundadır. Temsil görevini kişisel çıkarı için kullanan, sektörde haksız rekabete yol açan, kamu nezdindeki ilişki ve nüfuzunu kendi şirketine avantaj sağlamak için değerlendiren anlayışların hem sektör hem de kamu tarafından kabul görmemesi gerekir.

Burada amaç herhangi bir kişiyi hedef göstermek değil; sektörün güvenilirliğini, kurumsal itibarını ve temsil ahlakını korumaktır. Çıkar çatışmasına giren, sivil toplum görevini ticari imtiyaza dönüştüren ve sektörün ortak gücünü şahsi kazanca yönelten kişilere karşı; hukuka, somut delillere, şeffaflığa ve adil değerlendirmeye dayalı mekanizmalar işletilmelidir.

Sivil toplum görevi bir ticari ayrıcalık değil, temsil edilen sektörün tamamına karşı taşınan ahlaki ve kurumsal bir sorumluluktur. Kamu, sektör ve sivil toplum; dürüst üreticiyi ve gerçek temsilciyi korurken, temsil makamını şahsi çıkarına dönüştüren anlayışa da birlikte geçit vermemelidir.

Kamu ile sektör birbirinin karşısında değil, aynı hedef doğrultusunda çalışan paydaşlar olmalıdır. Kamu sağlıklı bir şekilde düzenlemeli ve denetlemeli; sektör ise mevzuata uygun, kaliteli, güvenilir ve sürdürülebilir üretim yapmalıdır. Devletin görevi şirketleri boğmak değil, kurallara uygun çalışan şirketlerin yaşamasını ve gelişmesini sağlayacak adil ortamı oluşturmaktır.

Çünkü şirketler yaşarsa üretim yaşar, istihdam yaşar, yatırım yaşar, ihracat yaşar ve sonuçta devletin ekonomik gücü yaşar.

Bizler de sağlık sektöründe yıllardır edindiğimiz saha tecrübesini herhangi bir kişisel beklenti içerisinde olmadan ülkemizin sağlık sistemine katkı sunmak amacıyla paylaşmaya devam edeceğiz. Yapılan doğruları desteklerken eksiklikleri de yalnızca eleştirmekle yetinmeden çözüm önerileriyle birlikte ifade etmeyi sürdüreceğiz.

Nazik kabulleri, samimi misafirperverlikleri, görüş ve önerilere açık yapıcı yaklaşımları dolayısıyla Sayın Hüseyin Çelik’e teşekkür ediyor; kamu ve özel sektör tecrübesine sahip böylesine kıymetli bir yöneticiyi bu göreve uygun gören Sayın Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na da ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Ülkemizin sağlık sisteminin daha güçlü, daha şeffaf, daha üretken ve daha etkin bir yapıya kavuşması için kamu yönetimi ile sektörün ortak akıl etrafında buluşmasının büyük önem taşıdığına inanıyor, bu anlayışın tüm kurumlarımıza örnek olmasını temenni ediyorum.

Mustafa Daşcı

MÜSİAD Ankara Yönetim Kurulu Üyesi

MÜSİAD Sağlık Sektör Kurulu Başkanı