Son günlerde kamuoyuna yansıyan milyarlarca liralık borsa ve yatırım işlemleri, yıllardır sağlık sektöründe dile getirdiğim bazı soruları yeniden gündeme getirdi.
Öncelikle şunu ifade edeyim:
Borsada yatırım yapmak, şirket kurmak,
ticaret yapmak ve para kazanmak herkesin kanuni hakkıdır. Bir insanın
zenginleşmesi, tek başına hukuka aykırı bir iş yaptığı anlamına gelmez.
Ancak kamu görevlerinde bulunmuş kişilerin, kamu
kurumlarıyla yakın ilişkileri bulunan şirketlerin ve kamu kararlarından
ekonomik olarak yararlanan çevrelerin faaliyetleri söz konusu olduğunda başka
sorular da sorulmalıdır.
Kamu yetkileri, kurumların sahip olduğu bilgiler ve
kamu kaynakları herkese eşit şartlarda mı kullandırıldı?
Bazı şirketlerin büyümesinde kamu kararlarının etkisi
oldu mu? Olduysa bu kararlar hukuka ve rekabet ilkelerine uygun muydu?
Benim asıl araştırılmasını istediğim konu
budur.
20 MİLYAR LİRALIK İDDİA VE SAĞLIK
BÜROKRASİSİ
Geçmişte sağlık bürokrasisinde görev yapmış Osman
Arıkan Nacar hakkında yaklaşık 20 milyar liralık fon işlemleri ve yurt dışına
çıkışıyla ilgili iddialar basına yansıdı.
Nacar'ın avukatı, 20 milyar liralık para çekme ve
kazanç iddialarını reddederek işlemlerinin hukuka uygun olduğunu açıkladı.
Dolayısıyla bu iddiaları kesinleşmiş gerçekler olarak
değerlendirmiyorum.
Ancak tartışmalar bana yıllardır sorduğum bir soruyu
yeniden hatırlatıyor:
Kamu görevinde bulunan kişilerin
verdikleri kararlarla, daha sonra oluşan ticari ilişkiler ve ekonomik
kazanımlar arasında hukuka aykırı bir bağlantı bulunup bulunmadığı gerektiğinde
araştırılıyor mu?
Bir kamu görevlisinin görevinden ayrılarak ticaret
yapması elbette doğaldır. Ancak görev yaptığı dönemdeki kararlarının kimleri
nasıl etkilediği de gerektiğinde incelenebilmelidir.
SAĞLIKTA 2024 YILINA KADAR ALINAN KARARLAR
DA İNCELENMELİ
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, SGK Genel Sağlık
Sigortası Genel Müdürlüğü, geçmişteki Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Kamu
Hastane Birlikleri genel sekreterlikleri ve Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğünün
özellikle 2024 yılı sonuna kadar uzanan önemli karar süreçlerinin belgeler
üzerinden incelenmesini gerekli görüyorum.
Bu incelemeler yalnızca kurum başkanları ve genel
müdürlerle sınırlı kalmamalı; karar süreçlerindeki görevleri ölçüsünde başkan
yardımcılarını, genel müdür yardımcılarını, daire başkanlarını ve ilgili
komisyonları da kapsamalıdır.
Tıbbi cihaz kayıtları, SUT düzenlemeleri, kamu alımları,
piyasa gözetimi ve denetimi, ihale ve geri ödeme kararları hangi gerekçelerle
alındı?
Hangi şirketler bu kararlardan yararlandı, hangileri
olumsuz etkilendi?
Amacım görev yapan herkesi zan altında
bırakmak değil, kamu adına alınan kararların gerekçelerini ve sonuçlarını
açıklığa kavuşturmaktır.
İNOVA DOSYASI: YABANCI MADDE NASIL TESPİT
EDİLDİ?
Geçmişte Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği Başkanı
olarak ilgilendiğim İnova ürünleriyle ilgili sürecin bugün de açıklığa
kavuşturulmasını istiyorum.
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan SGK Genel
Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü Tıbbi Cihaz Daire Başkanlığına İnova ürünleri
hakkında kim, hangi tarihte, hangi gerekçeyle yazı gönderdi?
Ürünlerde yabancı madde bulunduğuna ilişkin
değerlendirme nasıl yapıldı?
Piyasa gözetimi ve denetimi
gerçekleştirildi mi? Numune alındı mı? Laboratuvar analizi yapıldı mı? Yoksa
değerlendirme yalnızca bilimsel kurul görüşüne mi dayanıyordu?
Bilimsel kurul hangi teknik belgeleri ve analiz
sonuçlarını inceledi?
Ürünlerin SUT kapsamındaki durumuna ilişkin bir
değişiklik talep edildiyse hukuki ve bilimsel gerekçesi neydi?
İlgili firmaya açıklama yapma ve itiraz hakkı tanındı
mı?
Aynı ürün grubundaki diğer firmalara da aynı ölçütler
uygulandı mı?
ÜÇ YIL SONRA BANA YAPILAN SÖZLÜ AÇIKLAMA
Bu konuyla ilgili bizzat yaşadığım bir görüşmeyi de
paylaşmak istiyorum.
Dönemin Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda tıbbi
cihazlardan sorumlu başkan yardımcısı, olaydan yaklaşık üç yıl sonra yaptığımız
görüşmede, İnova konusunda kendilerinin hata yaptıklarını ve firmadan özür
dilemek istediklerini bana sözlü olarak ifade etmişti.
O tarihte Tıbbi Cihaz Üreticileri Derneği Başkanıydım.
Bu sözlü açıklamayı kurumun resmî hata kabulü olarak
değil, bizzat muhatabı olduğum bir görüşme olarak aktarıyorum.
Şimdi soruyorum:
Hata yapıldığı yönündeki bu değerlendirme
neye dayanıyordu? Hata bilimsel kurul kararında mı, yabancı madde tespitinde
mi, denetimde mi, yoksa SGK'ya gönderilen yazıda mıydı?
Bu görüşmeden sonra SGK'ya düzeltme yazısı gönderildi
mi?
Firmanın uğramış olabileceği bir mağduriyet
araştırıldı mı?
İşlemlerin sonucunda başka şirketlerin satışlarında
veya kamu alımlarında değişiklik meydana geldi mi?
Böyle bir değişiklik varsa bunun doğal rekabetin
sonucu mu, yoksa hukuka aykırı bir uygulamanın sonucu mu olduğu incelendi mi?
Herhangi bir kamu görevlisinin bu işlemlerden ekonomik
çıkar sağladığını iddia etmiyorum. Ancak somut bulgu varsa çıkar çatışmalarının
da araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Benim için mesele özür dilenmesi değil,
hata varsa bunun nedeninin belirlenmesi ve sonuçlarının düzeltilmesidir.
SAYIN SAİM KERMAN'A GMDN KODLARIYLA İLGİLİ
SORULARIM VAR
Sayın Dr. Saim Kerman,
Sağlık Bakanlığında görev yaptığınız dönemde, tıbbi
cihazların GMDN kodlarıyla ilgili yürütülen çalışmaya ciddi itirazlarım
olmuştu.
Hatırladığım kadarıyla ana kodlar için yaklaşık 80
avro, alt kırılım kodları için ise 200 avro düzeyinde bedellerin gündeme
geldiği bir çalışma söz konusuydu.
Bu uygulamanın ülkemize ciddi ekonomik yük
getirebileceği düşüncesiyle beş ayrı bakanlığa yazılı başvuruda bulunmuştum.
Bu başvuruların ardından beni makamınıza davet etmiş,
ben de itirazlarımı belgelerle birlikte size sunmuştum.
Görüşmemizde bazı başkan yardımcılarınıza yönelik sert
eleştirilerde bulunduğunuzu da hatırlıyorum.
Ayrıca GMDN kuruluşunun bir yetkilisiyle yaptığımız
görüşmede, söz konusu alt kırılım kodlarının henüz bulunmadığı ve bunları
oluşturabilecek yeterli personel kapasitesine sahip olmadıkları yönünde
açıklamalar yapıldığını hatırlıyorum.
Sayın Kerman, şimdi size soruyorum:
Henüz mevcut olmadığı ifade edilen kodlar için
ücretlendirme veya alım çalışması hangi teknik gerekçeye dayanıyordu?
80 avro ve 200 avro olarak gündeme gelen bedeller
nasıl belirlenmişti?
Türkiye'nin toplam ne kadar ödeme yapması öngörülüyordu?
Beş bakanlığa yaptığım başvurularda dile getirdiğim
itirazlar incelendi mi?
Makamınızda sunduğum belgeler sonrasında çalışma
yeniden değerlendirildi mi?
Bütün bu itirazlara ve teknik kapasite
konusundaki açıklamalara rağmen projeye devam edilmek istenmesinin gerekçesi
neydi?
Herhangi bir ödeme yapıldı mı? Yapıldıysa karşılığında
hangi hizmetler alındı?
Benim itirazım teknik sınıflandırmaya değil, ülkemize
gereksiz maliyet getirebileceğini düşündüğüm bir uygulamaydı.
Bugün de bu
çalışmanın sözleşmelerinin, teknik gerekçelerinin, maliyet hesaplarının ve
sonuçlarının açıklanmasını istiyorum.
Sayın
Kerman, son olarak size bir sorum daha var:
Beş ayrı
bakanlığa yaptığım yazılı başvuruların ardından beni makamınıza davet etmiş,
ben de GMDN Türkiye projesine ilişkin teknik ve ekonomik itirazlarımı
belgeleriyle birlikte size sunmuştum.
Peki,
sizinle gerçekleştirdiğimiz bu görüşmeden sonra GMDN Türkiye projesi neden
durduruldu?
Projenin
durdurulmasında sunduğum belgelerin ve itirazların etkisi oldu mu?
Yoksa
kurumunuz tarafından yapılan farklı bir teknik, idari veya ekonomik
değerlendirme sonucunda mı bu karar alındı?
Eğer
projeyi durdurmayı gerektiren gerekçeler mevcut idiyse, daha önce projeye devam
edilmesi neden gerekli görülmüştü?
Bugün
öğrenmek istediğim, projenin hangi gerekçelerle başlatıldığı, neden devam
ettirilmek istendiği ve sonrasında neden durdurulduğudur.
Bu sorularım
herhangi bir kişiyi suçlamak için değil, ülkemizin kaynaklarını ilgilendiren
geçmiş bir kamu kararının gerekçelerini öğrenmek içindir.
SAYIN MUSTAFA VARANK'A DA BİR SORUM VAR
Sayın Mustafa Varank,
Sanayi ve Teknoloji Bakanı olduğunuz dönemde
gerçekleştirdiğimiz bir görüşmede bana, Sağlık Bakanlığındaki bazı kurum başkanları
ve strateji geliştirmeden sorumlu yöneticilerle aramın neden iyi olmadığını
sormuştunuz.
Ben de size yaşadığım olayları, itiraz ettiğim
uygulamaları ve gerekçelerimi anlatmıştım.
Hatta size:
"Sayın Bakanım, bu yöneticilerle aram
iyi olsun mu?"
diye sormuştum.
Siz de bana:
"Hayır."
cevabını vermiştiniz.
Şimdi merak ettiğim iki konu var.
Birincisi: Siz Sanayi ve Teknoloji Bakanı iken, Sağlık Bakanlığındaki yöneticilerle
yaşadığım görüş ayrılıklarını neden merak ettiniz? Aynı soruları dönemin Sağlık
Bakanlığı yönetimi doğrudan benimle görüşmemişken sizin gündeme getirmenizin
özel bir gerekçesi var mıydı?
İkincisi: Size anlattığım konularla ilgili daha sonra ne yaptınız? İlgili kurumlarla
paylaştınız mı, herhangi bir değerlendirme veya inceleme yapıldı mı?
Bu sorularımı bir itham olarak değil, geçmişte
yaptığımız görüşmenin ardından herhangi bir çalışma gerçekleştirilip
gerçekleştirilmediğini öğrenmek amacıyla yöneltiyorum.
Benim kamu yöneticileriyle aramın iyi ya da kötü
olması önemli değildi.
Önemli olan itiraz ettiğim uygulamaların
doğru olup olmadığı ve kamu yararı bakımından değerlendirilmesiydi.
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI BU KARARLARIN
NERESİNDEYDİ?
Sağlık sektöründe alınan kararlar incelenirken ilgili
sivil toplum kuruluşlarının görüşleri ve bu düzenlemeler karşısındaki tutumları
da değerlendirilmelidir.
Tıbbi cihaz satışı, mesul müdürlük, klinik destek
elemanlığı ve benzeri konularda hangi kuruluşların görüşleri alındı?
Bu düzenlemelerden hangi şirketler ve sektörel
çevreler yararlandı?
Kuruluşların kamu yönetimiyle ilişkileri çerçevesinde
elde ettikleri herhangi bir mevzuata aykırı ticari ayrıcalık bulunmakta mıdır?
Sivil toplum kuruluşlarının görevi, kamu
yöneticilerinin her kararını desteklemek değil; sektörün haklarını, adil
rekabeti, yerli üretimi ve kamu yararını savunmaktır.
Elbette bütün kuruluşları aynı kefeye koymuyorum. Kamu
yararına çalışan, sektörünü temsil eden ve yanlış gördüğü uygulamalara karşı
çıkan kuruluşların hakkını da teslim etmek gerekir.
BORSADA KAZANÇ BAŞKA, KAMU YETKİSİNİN
KULLANILMASI BAŞKADIR
Son günlerde eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi
İlyas Kaya hakkında da sermaye piyasası işlemleri nedeniyle yüksek tutarlı
yatırım ve kazanç iddiaları gündeme geldi.
Basında yaklaşık 163 milyon liralık yatırım ve 2,2
milyar liraya ulaşan işlemlerden söz edilmektedir.
Bu tutarların niteliği ve işlemlerin hukuki durumu,
ilgili makamların incelemeleriyle açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bir kişinin doğru yatırım yaparak yüksek kazanç elde
etmesi suç değildir.
Ancak kamuoyuna açıklanmamış, fiyatı etkileyebilecek
bilgilerin hukuka aykırı biçimde kullanılıp kullanılmadığı, varsa çıkar
çatışmaları ve işlemlerin mevzuata uygunluğu yetkili kurumlarca
araştırılmalıdır.
Burada da mesele kazancın büyüklüğü değil,
elde ediliş biçiminin hukuka uygunluğudur.
SON SÖZ: PARANIN DEĞİL, KAMU KARARLARININ
DA İZİNİ SÜRELİM
Benim derdim kimin ne kadar para kazandığı değildir.
Benim derdim, kamu kaynaklarının, kamu yetkilerinin ve
kamu adına alınan kararların doğru kullanılıp kullanılmadığıdır.
Geçmişte Sağlık Bakanlığı, SGK, TİTCK ve kamu
hastanelerinde alınan önemli kararlar gerektiğinde denetlenebilmelidir.
İnova dosyasında yabancı madde iddiasının dayanağı,
GMDN çalışmasında teknik ve ekonomik gerekçeler, sektörel düzenlemelerde ise
kamu yararı ve rekabet şartları belgelerle ortaya konulmalıdır.
Bu konuların incelenmesini istemek hiçbir kamu
görevlisini, şirketi veya sivil toplum kuruluşunu peşinen suçlu ilan etmek
değildir.
Aynı zamanda meseleyi bir siyasi partinin tamamına
yönelik suçlamaya dönüştürmek de doğru olmaz.
Hangi siyasi iktidar döneminde olursa
olsun devletin kaynakları, bütün vatandaşların ortak hakkıdır.
Doğru kararlar savunulmalı, hatalı kararlar
düzeltilmeli, hukuka aykırılık varsa yetkili makamlarca gereği yapılmalıdır.
Son olarak tekrar soruyorum:
Sadece paranın kimin hesabına girdiğini mi
araştıracağız, yoksa o paraların kazanıldığı ekonomik ortamı şekillendiren kamu
kararlarının gerekçelerini ve sonuçlarını da mı inceleyeceğiz?
Benim istediğim kişilerin değil,
kararların ve varsa usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasıdır.
Çünkü güçlü devlet, yanlışın üzerini örten
değil, doğruyu da yanlışı da belgeleriyle ortaya koyabilen devlettir.