Kazancı konuşuyoruz; kapıyı açanları da araştıralım.

Bir ambarı korumak için yalnızca dışarıdan geleni izlemek yetmez.

Kapıyı kimin açtığına, anahtarın kimde olduğuna, hangi işlemin kim tarafından onaylandığına ve içerideki eksilmeyi denetlemekle görevli olanların ne yaptığına da bakmak gerekir.

Ben “kurum fareleri” ve “sektör fareleri” ifadelerini kişiler için bir hakaret olarak değil, kamu yetkisini veya sektörel imkânları kişisel çıkara dönüştüren bir davranış biçimini tarif eden mecaz olarak kullanıyorum.

Kimsenin görevi, makamı, siyasi yakınlığı, akrabalığı veya bir şirkette ortak olması tek başına suçun ya da usulsüzlüğün kanıtı değildir.

Ancak kamu adına kullanılan yetki ile özel kazanç arasında bir ilişki iddiası ortaya çıkıyorsa, bunun araştırılması da kamu yararının gereğidir.

KAPIYI KİM AÇIYOR?

Bir çıkar düzeninin kurulabilmesi için yalnızca kazanç sağlayan sektör tarafına bakmak yeterli değildir.

Kamu tarafında;

bilgiyi veren,

ayrıcalıklı erişim sağlayan,

karar alan,

imza atan,

işlemi onaylayan,

denetlemeyen

veya yapılan uyarıyı sonuçlandırmayan bir mekanizma varsa, asıl mesele bu mekanizmanın ortaya çıkarılmasıdır.

Sektör tarafındaki kişi veya şirket de kendisine sağlanan bu imkânı ekonomik kazanca dönüştürüyorsa, kamunun ambarı giderek dar bir çevrenin ortak ambarına dönüşür.

Ben yıllardır tam olarak bunu sorguluyorum.

GEÇMİŞ SAĞLIK DOSYALARI AÇILMALIDIR

Sağlık sektöründe geçmiş yıllarda dile getirdiğim itirazların bir bölümü tıbbi cihaz kayıt sistemi, kamu alımları, ihale süreçleri ve kamu–sektör ilişkileriyle ilgiliydi.

Bunları bugün yeniden gündeme getirirken herhangi bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek istemiyorum.

Tam tersine;

belgeler açılsın, kurumlar cevap versin, doğru ile yanlış birbirinden ayrılsın diyorum.

Geçmiş dönemlerde hastane müdürlüğü ve başka idari görevlerde bulunmuş bazı kişilerin fiilî görev yapmadan ücret aldığı yönünde iddialar dile getirildiyse bunun cevabı çalışma ve görevlendirme kayıtlarındadır.

Kim görevlendirildi?

Nerede çalıştı?

Görev tanımı neydi?

Ücret hangi hizmet karşılığında ödendi?

Bunlar kişisel yorumlarla değil, kamu kayıtlarıyla cevaplandırılabilir.

İHALELER VE VAKIF YARDIMI İDDİALARI

Geçmiş dönemlerde bazı kamu alımlarında firmalardan belirli vakıf veya kuruluşlara yardım talep edildiği, bu taleplerin karşılanıp karşılanmamasının satın alma veya ihale süreçleriyle ilişkilendirildiği yönünde sektör içerisinde iddialar dile getirildiyse bunlar da araştırılmalıdır.

Burada özellikle altını çiziyorum:

Bir firmanın bir vakfa bağış yapmış olması tek başına usulsüzlük değildir.

Araştırılması gereken şudur:

Bağış talebiyle kamu kararı arasında bir karşılık ilişkisi var mıydı?

Bir yardım talebi yerine getirilmediğinde kamu işi başka bir firmaya yönlendirilmişse, bunun işlem ve karar kayıtları vardır.

İhale kararları, teklif süreçleri, yazışmalar, bağış kayıtları ve tarih sıralaması birlikte incelendiğinde gerçek ortaya çıkar.

Kimseyi belgesiz suçlamayalım.

Ama ciddi bir iddia varsa da “üzerinden yıllar geçti” diyerek dosyayı kapatmayalım.

TIBBİ CİHAZ KAYIT SİSTEMİ NASIL YÜRÜTÜLDÜ?

2000'li yıllardaki tıbbi cihaz kayıt sistemi konusunda benim temel itirazım kişilerden önce yetki ve usul meselesiydi.

O dönemde Sağlık Bakanlığı bünyesinde tıbbi cihaz kayıtlarının yürütülmesinden sorumlu olan ilgili genel müdürlüğün görev ve yetkileri neydi?

Mevzuat bu görevi hangi kamu birimine vermişti?

Bu görev veya görevin bir bölümü daha sonra bir sivil toplum kuruluşuna ya da sektör yapılanmasına bırakıldıysa bunun hukuki dayanağı neydi?

Yetkilendirme hangi işlemle yapıldı?

Sözleşmeyi hangi kamu makamı hazırladı ve onayladı?

Diğer sektör kuruluşlarına aynı imkân tanındı mı?

Seçim hangi ölçütlerle yapıldı?

Sözleşmenin bedeli neydi?

İşin tamamlandığı hangi kriterlere göre kabul edildi?

Kaç cihazın kayıt altına alınması hedeflenmişti?

Kaçı gerçekten kayıt altına alındı?

Ödemeler hangi gerçekleşme oranlarına göre yapıldı?

Bunların hepsi bugün kamu arşivlerinden araştırılabilir.

Benim geçmişteki itirazımın özü şuydu:

Kamuya ait bir görev ve o görevin sağladığı imkânlar, açık ve eşit bir sistem yerine kapalı bir ilişki içerisinde belirli bir yapının kullanımına bırakıldı mı?

Bunun cevabını kişiler değil, belgeler vermelidir.

GEÇMİŞTE YAPTIĞIM İTİRAZLARIN SONUCU NE OLDU?

Bu konulardaki itirazlarım nedeniyle geçmişte ifadeye çağrıldığım bir görüşmede, hatırladığım kadarıyla Avrupa Birliği kaynaklarıyla bağlantılı ödemelerden bana pay verilmemesinin eleştirilerimin sebebi olup olmadığı yönünde bir soruyla karşılaştım.

Kamu görevlilerine dolar üzerinden ödeme yapıldığına dair bilgim olup olmadığı da soruldu.

Ben böyle bir paydan veya ekonomik imkândan haberdar değildim.

Bunu bugün bir suçlama olarak değil, yaşadığım görüşmenin açıklığa kavuşturulmasını istediğim bir bölümü olarak anlatıyorum.

Görüşmenin tutanağı varsa açıklansın.

İlgili proje bütçeleri incelensin.

Ödeme kayıtlarına bakılsın.

Kimlere hangi gerekçeyle ödeme yapılmış veya yapılmamış ortaya çıkarılsın.

Benim geçmişte yaptığım başvurular ve itirazlar hakkında inceleme başlatıldıysa sonucu ne oldu?

İddialarım dayanaksız bulunduysa hangi gerekçeyle?

Eksiklik veya mevzuata aykırılık tespit edildiyse ne işlem yapıldı?

Bugün öğrenmek istediğim budur.

BENİM İTİRAZLARIMI DOĞURAN MAKAMLARIN DOSYALARI DA AÇILMALIDIR

Burada benim için önemli bir başka nokta daha var.

Geçmişte itiraz ettiğim uygulamalar belirli kamu makamları ve karar süreçleriyle ilgiliydi.

Bugün o dönemlerde görev yapan kişilerin veya o karar mekanizmalarının başka kamu zararı iddialarıyla gündeme gelmesi hâlinde, geçmişte yaptığım itirazların da yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Bu, “bugün hakkında iddia bulunan kişi geçmişte de mutlaka suçluydu” anlamına gelmez.

Tam tersine benim söylediğim şudur:

Bugünkü bir bulgu geçmişteki itirazımı otomatik olarak doğrulamaz; fakat geçmiş dosyaların yeniden ve bağımsız biçimde incelenmesini gerekli kılabilir.

Ben yıllar önce bir işlem hakkında soru sormuşsam ve bugün aynı dönem veya aynı karar mekanizması hakkında yeni belgeler ortaya çıkıyorsa, o zaman benim sorularımın da cevapsız bırakılmaması gerekir.

Hangi makam hangi kararı aldı?

Kim imzaladı?

Kim denetledi?

Kim itirazı değerlendirdi?

Sonuç neden açıklanmadı?

Bunların cevabını istiyorum.