Kamu görevinde bulunan bir kişinin görevinden ayrıldıktan sonra ticaret yapması elbette suç değildir.
İnsanlar kamu görevinden ayrılır, şirket kurar, üretir, yatırım yapar ve
başarı sağlayabilir.
Ancak kişinin kamuda bulunduğu dönemde elde ettiği kamuya açık olmayan
bilgi, ilişki ağı veya karar süreçlerine erişim daha sonra özel ticari avantaja
dönüşüyorsa burada kamu yararı açısından incelenmesi gereken bir alan doğar.
Bu nedenle özellikle düzenleyici kurumlar, satın alma birimleri,
ruhsatlandırma, fiyatlandırma, geri ödeme ve ihale süreçlerinde görev yaptıktan
sonra aynı alanlarda şirket kuran veya şirketlere ortak olan kişilerin
faaliyetleri çıkar çatışması açısından şeffaf biçimde takip edilmelidir.
Burada amaç girişimciliği cezalandırmak değildir.
Amaç;
kamu görevinin özel sermayeye dönüştürülüp dönüştürülmediğini
denetlemektir.
YAKINLARIN ŞİRKETLERİ DE AYRI BİR ŞEFFAFLIK KONUSUDUR
Aynı yaklaşım, üst düzey kamu görevlerinde bulunan kişilerin çocukları,
yakınları ve akrabalarıyla bağlantılı şirketler bakımından da geçerli
olmalıdır.
Bir yakının şirket sahibi olması suç değildir.
Bir şirketin hızla büyümesi de tek başına şüphe sebebi değildir.
Üretimle, ihracatla, teknolojiyle ve doğru yönetimle büyüyen her şirketle
gurur duyarız.
Ama kamu görevinden önce küçük ölçekte olan bir yapı, kamu göreviyle aynı
dönemde veya hemen sonrasında çok büyük bir ekonomik yapıya dönüşmüşse toplumun
soru sorması da doğaldır:
Sermaye nereden geldi?
Büyüme üretim ve ihracattan mı kaynaklandı?
Kamu ihalelerinin büyümedeki payı nedir?
Kamu kredileri, teşvikler, tahsisler ve izinlerden ne ölçüde yararlanıldı?
Bu kararları hangi kurumlar verdi?
Aynı şartlar rakip firmalara da sağlandı mı?
Bu sorular kişinin suçlu olduğunu söylemek değildir.
Tam tersine, emeğiyle ve hakkıyla büyüyen şirketi de söylentiden
kurtarmanın yolu şeffaflıktır.
“DÜN KÜÇÜKTÜ, BUGÜN DEV OLDU” TEK BAŞINA DELİL DEĞİLDİR
Bir şirketin küçük başlayıp dev bir şirkete dönüşmesi başarı hikâyesi de
olabilir.
Dolayısıyla yalnızca servet artışına bakıp suç üretmek doğru değildir.
Yapılması gereken büyümenin zaman çizelgesiyle kamu kararlarının zaman
çizelgesini karşılaştırmaktır.
Şirket ne zaman büyüdü?
Hangi kamu ihalelerini aldı?
Hangi teşviklerden yararlandı?
Hangi kredi imkânlarına ulaştı?
Üretimi, ihracatı ve çalışan sayısı gerçekten aynı oranda arttı mı?
Kamunun sağladığı bir ayrıcalık varsa diğer firmalar neden aynı imkâna
erişemedi?
Böyle bakıldığında söylenti değil, veri konuşur.
SİYASİ YAKINLIK DENETİMDEN MUAFİYET SAĞLAMAMALIDIR
Bir kişinin bir siyasi partiye yakın olması, geçmişte milletvekili aday
adayı olması, kamu görevinde bulunması veya güçlü çevrelerle ilişki kurmuş
olması suç değildir.
Fakat aynı özellikler kişiye denetimden muafiyet de sağlayamaz.
Siyasi partiler de kendi isimlerinin, makamlarının veya yöneticilerinin
özel ekonomik menfaat sağlamak amacıyla kullanılmasına karşı en güçlü denetimi
kurmalıdır.
Çünkü birkaç kişinin yaptığı yanlış, bütün bir siyasi yapının ve kamu
yönetiminin üzerine gölge düşürebilir.
SİVİL TOPLUMUN GÖREVİ AYRICALIK DEĞİL, ORTAK MENFAATİ SAVUNMAKTIR
Sivil toplum kuruluşlarının görevi kamu kapılarını belirli kişi veya
firmalara açmak değildir.
Görevleri; sektörün ortak sorunlarını kamuya taşımak, herkes için eşit,
şeffaf, objektif ve denetlenebilir kurallar istemektir.
Bir sivil toplum kuruluşunun kamu kurumlarıyla güçlü ilişki kurması
doğaldır.
Ama bu ilişki üyeler arasında ayrıcalık dağıtan bir mekanizmaya
dönüşmemelidir.
Kurumların kapısı bir kişiye değil sektöre;
bir şirkete değil bütün üreticilere;
bir çevreye değil kamu yararına açık olmalıdır.
TİTCK, KAMU HASTANELERİ, DMO VE DİĞER KURUMLAR
Sağlık sektörünün önemli kamu kurumlarında ilaç, tıbbi cihaz ve hizmet
alımlarıyla ilgili ihtiyaç, fiyat, rekabet, ödeme ve denetim süreçlerinin
mümkün olan en geniş ölçüde açıklanabilmesi gerekir.
TİTCK'da ruhsat ve kayıt süreçleri;
Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğünde ihtiyaç ve satın alma süreçleri;
DMO'da merkezi tedarik ve fiyat süreçleri;
SGK'da geri ödeme kararları;
ilgili diğer kamu kurumlarında ise ihale, teşvik ve denetim mekanizmaları
kamu güvenini sağlayacak açıklıkta yürütülmelidir.
Pandemi gibi olağanüstü dönemlerde hızlı karar alınmasının gerekmesi de
sonradan hesap verme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Olağanüstü dönemin şartları ayrıca değerlendirilir; fakat kamu parasının
hesabı yine tutulur.
DENETİM YALNIZ KAZANÇ SAĞLAYANA YÖNELMEMELİDİR
Bir usulsüzlük iddiasında yalnızca ekonomik kazanç sağladığı ileri sürülen
şirketin veya sektör mensubunun araştırılması eksik kalır.
Somut bulgu varsa;
bilgiyi kim verdi?
Kapıyı kim açtı?
Kararı kim aldı?
İşlemi kim onayladı?
Kim denetlemedi?
Daha önce yapılan uyarıyı kim değerlendirmedi?
Bunların tamamı araştırılmalıdır.
İşte “kurum fareleri” ile “sektör fareleri” arasındaki farkı anlatmak
istediğim nokta budur.
Biri kamu yetkisini kullanıyor, diğeri bundan ekonomik fayda sağlıyorsa
yalnızca ekonomik faydayı elde edene bakmak sorunun yarısını görmek demektir.
“DEVLET BİLİYORDU” DEMEK DE BELGE İSTER
Bir başka yanlış da her olaydan sonra “Devlet zaten biliyordu” demektir.
Devlet soyut bir kavram değildir.
Hangi makama bildirim yapıldı?
Ne zaman yapıldı?
Hangi belge sunuldu?
Kim teslim aldı?
Kim inceledi?
Ne karar verdi?
İşlem yapılmadıysa gerekçesi neydi?
Bildirim ve karar zinciri ortaya çıkarılmadan “devlet biliyordu ve göz
yumdu” demek de doğru değildir.
Sorumluluk isimden önce imza ve görev zinciriyle belirlenmelidir.
BENİM DERDİM KİŞİLERLE DEĞİL, SİSTEMLE
Sağlık sektöründe yaptığım eleştiriler nedeniyle zaman zaman dışlandığımı
düşündüğüm dönemler oldu.
Söylediklerimi tartışmak yerine beni hükümete veya devlete karşıymışım gibi
göstermeye çalışanlarla da karşılaştım.
Oysa kamu kaynaklarının korunmasını istemek devlete karşı olmak değildir.
Tam tersine devletin parasını, kurumunu ve itibarını korumaktır.
Bir vatandaş veya sektör temsilcisi soru soruyorsa ona siyasi etiket
yapıştırmak yerine sorunun cevabını vermek gerekir.
Doğru söylediyse gereği yapılır.
Yanlış söylediyse belgeler ortaya konulur ve mesele kapanır.
ORTAK AMBARI KORUYALIM
Kamu kaynaklarını kişisel veya dar çevre menfaatine dönüştüren ilişkiler
varsa bunlar ortaya çıkarılmalıdır.
Ama bunu yaparken insanları peşinen mahkûm etmekten de kaçınmalıyız.
İddia ayrı şeydir.
Belge ayrı şeydir.
Soruşturma ayrı şeydir.
Mahkeme kararı ise bambaşka bir şeydir.
Bu ayrımı koruyarak hem insan hakkını hem kamu hakkını savunabiliriz.
Bir ambar eksiliyorsa yalnızca dışarıda çuval taşıyanı aramayın.
Anahtara bakın.
Kapıyı kimin açtığına bakın.
İmzaya bakın.
Ödeme kaydına bakın.
Denetim raporuna bakın.
Daha önce yapılan uyarılara ne cevap verildiğine bakın.
Benim çağrım budur:
Kamuya emanet edilen yetkinin ve kaynağın hesabı sorulsun.
Emeğiyle büyüyen korunsun.
Üreten, ihraç eden, istihdam sağlayan takdir edilsin.
Ama kamu ayrıcalığıyla büyüyen varsa o da belgesiyle ortaya çıkarılsın.
Çünkü devletin ambarı hiç kimsenin özel ambarı değildir.
ARAŞTIRILAN KAYNAKLAR
Güncel kamuoyu tartışmaları bakımından KAP bildirimleri, ilgili şirket
açıklamaları, ulusal ve uluslararası basında yayımlanan haberler ve tarafların
kamuoyuna yaptığı açıklamalar incelenmiştir.
Geçmiş sağlık sektörü uygulamalarına ilişkin bölümler ise kişisel tanıklık,
geçmiş dönemde yapılan itirazlar ve araştırılması talep edilen kurumsal
işlemlerden oluşmaktadır. Bu bölümlerde yer verilen hususlar kesinleşmiş suç
isnadı olarak değil; ilgili kamu kurumlarının arşiv, sözleşme, görevlendirme,
ödeme, ihale ve denetim kayıtları üzerinden açıklığa kavuşturulması gereken
konular olarak değerlendirilmelidir.
- Kamuyu Aydınlatma Platformu — ilgili şirketlerin
ortaklık ve sermaye bildirimleri.
- Sağlık Bakanlığı geçmiş dönem tıbbi cihaz
mevzuatı ve ilgili genel müdürlüklerin görev düzenlemeleri.
- Geçmiş dönem tıbbi cihaz kayıt sistemiyle ilgili
sözleşme, yetkilendirme, ödeme ve kabul kayıtlarının incelenmesi talebi.
- Kamu ihale ve satın alma süreçlerine ilişkin
KİK/EKAP kayıtları.
- İlgili kamu kurumlarının geçmiş dönem denetim,
inceleme ve soruşturma kayıtları.
- Güncel fon ve sermaye piyasası iddialarıyla
ilgili kamuya açık basın haberleri ile tarafların açıklamaları.
Not: Bu yazının amacı herhangi bir kişiyi suçlu ilan etmek
değil; geçmiş ve güncel kamu işlemlerinde yetki, karar, ekonomik menfaat ve
denetim zincirinin belgelere dayanarak araştırılmasını istemektir.