Bir bakanın istifası, bir vakıf veya ona bağlı şirketler hakkında ortaya atılan iddialar, kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin soru işaretleri… Böyle zamanlarda hep aynı soruyu soruyoruz: Bunlar daha önce neden görülmedi, neden sorulmadı, neden kamuoyuna açıkça anlatılmadı?

Bu sorunun cevabını yalnızca siyasetçilerde ya da denetim kurumlarında arayamayız. Halk adına soru sorması gereken basının durumuna da bakmalıyız. Basına “dördüncü kuvvet” denmesinin sebebi budur. Basın mahkeme değildir; kimseyi yargılamaz. Ancak kamu gücünü kullananların ve kamu kaynağını yönetenlerin işlerini görünür kılar. İddiaları araştırır, belgeleri inceler, ilgili kişilere cevap hakkı tanır ve doğrulayabildiği bilgileri toplumla paylaşır.

Anayasamız “Basın hürdür, sansür edilemez” der. Devlete de basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak tedbirleri alma görevi verir. Bu güvence kâğıt üzerinde kalmamalıdır. Gazeteci, geçimini sürdürebilmek için siyasi makamların, kamu ilanlarının veya büyük iş çevrelerinin hoşuna gitmek zorunda hissediyorsa bağımsızlık zayıflar. Basın kuruluşlarının ekonomik olarak yaşayabilmesi önemlidir; fakat bunun yolu gazeteciliğin ticari ya da siyasi ilişkiler karşısında sessizleşmesi olmamalıdır.

Bir başka sorun da her bakanlığın ve kurumun kendi basın ve tanıtım düzenini büyütmesi, kendi yayınını hazırlaması, aynı işler için ayrı ayrı kamu kaynağı harcamasıdır. Bunu açıkça söyleyelim: Kurumların birbirini tekrar eden tanıtım faaliyetlerine kaynak ayırması, bana göre devlet adına israftır. Kurum elbette çalışmalarını halka anlatacaktır. Ancak kurumun kendi başarısını anlattığı bülten ile gazetecinin kamu adına araştırıp sorduğu haber aynı şey değildir. Kamu parasını kurumsal tanıtıma harcarken bağımsız basının sorularına kapıyı kapatmak kabul edilemez. Bu harcamaların tutarı, amacı ve yararı açıkça görülebilmelidir.

Bugün bir gazetecinin basın kartını göstererek bir bakanlığa gidip yetkiliye doğrudan soru sorması çoğu zaman mümkün olmuyor. Görüşme için randevu isteniyor; randevu verilmeyebiliyor. Kimi zaman soruların önceden gönderilmesi bekleniyor. O zaman da gazetecinin yerinde gördüğü bir işlemi sorgulaması yerine, kendisine mevzuattaki görev tanımlarını tekrarlayan hazırlanmış bir cevap sunulabiliyor. Elbette güvenlik, kişisel veriler ve hizmetin düzeni korunmalı. Fakat bu gerekçeler gazetecinin kamu işlerini izlemesini fiilen imkânsız hâle getirmemeli.

Kamu adına görev yapan yöneticilere soru sorabilmek, kamu harcamalarının belgelerine hukukun izin verdiği ölçüde ulaşabilmek ve makul sürede cevap alabilmek gazeteciliğin temel çalışma şartlarıdır. Kurumlarda gazeteciler için açık ve eşit görüşme usulleri belirlenmeli; bilgi taleplerine gerekçeli ve zamanında cevap verilmelidir. Önceden gönderilen soruların yanında yerinde takip sorusu sorma imkânı da olmalıdır. Kurumlar basını yalnızca açıklama yapılacağı gün hatırlamamalıdır. Basın da iddiayı gerçek diye sunmamalı, bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmemeli, yanlışını düzeltmekten kaçınmamalıdır. Özgürlük ile mesleki sorumluluk birlikte güçlenir.

Bağımsız basın, devletin sağlıklı işlemesi için gereklidir. Yanlış bir işlem zamanında haberleştirilirse ilgili kurum onu inceleme ve düzeltme fırsatı bulur. Bir kamu kaynağının amacı dışında kullanıldığına dair ciddi bir işaret varsa bu, büyümeden araştırılabilir. Yurtdışına aktarılan kaynaklarla ilgili bir kuşku varsa belgeler ve yetkili makamların cevapları ortaya konabilir. Böylece hem halkın bilgilenme hakkı korunur hem de dürüst çalışan kamu görevlileri söylentilerin gölgesinde bırakılmaz.

Belediyelerdeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları da bu meselenin yerel yüzüdür. Belediye bütçesi, ihalesi, taşınmazı ve şirketi halkın malıdır. Yerel basın bunları bağımsız biçimde izleyebilse; ihaleyi, yapılan işi ve ödenen bedeli zamanında sorabilse şüpheli işlemler yıllar sonra değil, gerçekleşirken gündeme gelebilirdi. İlgili makamlar da erkenden inceleme fırsatı bulurdu. Özgür basın tek başına yolsuzluğu bitiremez; ancak kamu kaynağının yerinde kalmasına ve gerçekten halk için harcanmasına yardım eden güçlü bir erken uyarıdır. Belediyenin kendi hazırladığı tanıtım yayını bu görevi yerine getiremez.

Geçmişimizde bunun önemini gösteren ağır tecrübeler var. Fethullahçı Terör Örgütü’nün devlet kurumları içindeki yapılanması ve 15 Temmuz darbe girişimi, kurumların içeriden ve dışarıdan sorgulanmasının ne kadar hayati olduğunu gösterdi. Bağımsız basın görev yapamazsa benzer yapıların devlet içinde güç kazanma riskini fark etmek de zorlaşır. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığının çalışmaları dâhil, kamu parasını ve vatandaşın hayatını etkileyen kararlar bağımsız basının sorularına açık olmalıdır. Bu, söz konusu bakanlıklarda belirli bir usulsüzlük yaşandığı iddiası değil, geçmişten çıkarılması gereken bir derstir.

Dinî bir yapının yöneticisine ait olduğu ileri sürülen İngiltere’deki mal varlığı veya banka hesapları düşünelim. Böyle bir konu ancak ölümünden sonra mirasçılar birbirine dava açınca gündeme geliyorsa, toplum finansman kaynaklarını ve paranın nereye gittiğini zamanında sorgulama imkânını kaçırmış demektir. Bir kişinin İngiltere’de hesabı bulunması tek başına suç değildir; hesapların varlığına ve kaynağına ilişkin iddialar da belgeyle doğrulanmalıdır. Ancak halktan bağış toplayan veya kamu gücüyle ilişki kuran bir yapının mali ilişkilerini araştırmak için miras kavgasını beklemek zorunda kalmamalıyız. Bağımsız basının görevi, bu soruları belgelerle ve ilgili kişilerin cevaplarını alarak zamanında sormaktır.

Taraflı basının ayrı bir tehlikesi vardır: Bir siyasi çevrenin, çıkar grubunun veya örgütün sözcüsü hâline gelen yayın, halkı eksik ya da yanlış bilgilerle yönlendirebilir. Kamu adına çalışıyormuş gibi görünürken gerçekte bağlı olduğu tarafın çıkarını savunabilir. Bu nedenle basının yalnızca kapılarının açılması yetmez; farklı görüşlerin yaşayabildiği, gazetecinin haberini kendi doğrulamasıyla hazırladığı bağımsız bir ortam da gerekir.

Basının gerçekten özgür olmasının bazı siyasetçilerin ve parti yöneticilerinin hoşuna gitmemesinin nedeni de burada aranmalıdır. Bir siyasetçi kendi açıklamasının ne zaman, nasıl yapılacağını seçebilir; fakat bağımsız gazetecinin sorusunu, araştıracağı belgeyi ve takip edeceği konuyu seçemez. Soru sorma imkânı siyasetçinin verdiği randevuya, kurduğu yakınlığa veya dağıttığı ilana bağlıysa basın özgürlüğü yöneticinin takdirine bırakılmış demektir. Gazeteci yalnızca kendisine gösterileni haberleştirir; gösterilmeyeni araştırması zorlaşır.

Basın ile siyasetçinin eşit konumda olmasından kastım, aynı yetkiye sahip olmaları değildir. Birinde yönetme yetkisi, diğerinde halk adına sorma ve doğruladığını yayımlama görevi vardır. Kanun, bu görevi siyasi makam karşısında korumalıdır. Bir bakan ya da parti genel başkanı, kendisine yöneltilen zor soruya cevap vermek zorunda kaldığında makamı değersizleşmez; yaptığı iş halka karşı daha görünür ve hesap verebilir hâle gelir. Güçlü bir yönetim, gazetecinin sorusundan çekinmez. Rahatsızlık, sorunun kendisinden çok, cevabın kamuoyunun önünde verilmesi gereğinden kaynaklanabilir.

Cumhurbaşkanı dâhil hiçbir yönetici, devletin bütün kurumlarında olup biten her işlemi tek başına göremez. Özgür ve tarafsız basın, denetim kurumlarıyla birlikte, yöneticilerin de zamanında bilgi sahibi olmasına yardımcı olur. Basın bilmezse halk da bilemez. Halk bilmezse usulsüzlük, dolandırıcılık veya kamu kaynaklarının amacı dışında kullanılması yönündeki ciddi iddialar zamanında incelenmeyebilir. Basın görevini yapabilseydi her yanlışlığın kesinlikle önleneceğini söyleyemeyiz; ama soruların daha erken sorulacağına, yanlışların daha güç saklanacağına inanıyorum.

Aynı anlayış, devletin iç ve dış politikada atacağı önemli adımlar için de geçerli olmalıdır. Hükûmet, kamuoyunu ilgilendiren çalışmalarını uygun aşamalarda basınla paylaşmalı; muhalefet partileriyle görüşerek onların önerilerini ve eleştirilerini de dinlemelidir. Diplomatik gizlilik veya ülke güvenliği gerektiren bilgiler elbette korunur. Bunun dışındaki konularda farklı görüşleri karar alınmadan önce duymak, devletin ortak akılla hareket etmesine katkı sağlar.

Artık basının bağımsızlığını, kamu bilgisine erişimini ve sorularına cevap almasını kanunlarla ve açık kurallarla güvence altına almalıyız. Devleti sahipsiz bırakan, halk adına sorulan sorulardan rahatsızlık duymaktır. Devlete sahip çıkmanın yollarından biri de basının kimseden çekinmeden soru sorabildiği, cevabı araştırabildiği ve doğruladığını özgürce yayımlayabildiği bir düzen kurmaktır.

Kaynak notu: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, madde 28; Anayasa Mahkemesinin basının kamunun gözetleyicisi rolüne ilişkin kararları; TBMM 15 Temmuz araştırma komisyonu çalışmaları; Sayıştayın belediye ve bağlı idare denetim raporları. Belediye basınına ilişkin erken uyarı değerlendirmesi bir öneri ve çıkarımdır; her iddianın doğrulandığı veya basın olsaydı kesinlikle önleneceği ileri sürülmemektedir. Kamu kurumlarına erişime ilişkin bölüm, gazetecilerin uygulamada karşılaştığı güçlükler üzerine bir değerlendirme ve düzenleme önerisidir; basın kartının her kuruma koşulsuz giriş hakkı verdiği iddia edilmemektedir.

https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/anayasa/ · https://www.anayasa.gov.tr/tr/bireysel-basvuru/temel-hak-ve-ozgurluklerin-ihlaline-dair-emsal-kararlar/ifade-ozgurlugune-dair-emsal-kararlar/ifade-ozgurlugune-dair-emsal-kararlar-tum-liste/ · https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/KomisyonTutanaklariDonemListele?Kodu=1021&Tur=Ana · https://www.sayistay.gov.tr/reports/category/5-kamu-idareleri-denetim-raporlari