Siyasi
partilerin temsilcilerini ve kamu adına görev yapanları dinlerken, siyasette
muhataplık ve devlet makamlarına saygı konusunda ortak bir ölçüye ihtiyacımız
olduğunu düşünüyorum. Bu ölçü yalnızca iktidar için değil, muhalefet için de
geçerli olmalıdır.
Cumhurbaşkanını
beğenebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz. Politikalarını destekleyebilir veya
eleştirebilirsiniz. Ancak Cumhurbaşkanlığı makamına gösterilecek saygıyı
kişisel siyasi tercihimize göre belirlememeliyiz. Halkın seçimiyle göreve
gelmiş bir kişiye makamı dolayısıyla saygı göstermek, onu seçen vatandaşların
iradesine de saygı göstermektir.
Benim
anlayışıma göre Sayın Cumhurbaşkanı resmî bir törene veya Meclis Genel Kuruluna
geldiğinde ayağa kalkmak, devlet geleneğinin ve makam nezaketinin gereğidir. Bu
davranış, Cumhurbaşkanının bütün görüşlerini desteklediğimiz anlamına gelmez.
Askerlikte
bize öğretilen cephe selamını ve makam karşısındaki saygı duruşunu
hatırlıyorum. Orada esas olan, karşımızdaki kişinin siyasi düşüncesini
benimsemek değil, temsil ettiği makama saygı göstermekti. Sivil hayatta da bu
makam bilincini korumamız gerektiğine inanıyorum.
Milletvekilleri
halkın vekilleridir; asıl olan millettir. Vekillerden beklediğimiz devlet
makamlarına saygıyı, vatandaş olarak kendimiz de göstermeliyiz. Birlikte
yaşamanın gerektirdiği nezaket, yalnızca aynı görüşte olduklarımızla sınırlı
kalmamalıdır.
Bugünkü
Meclis açılışı vesilesiyle gördüğüm ve hoş bulmadığım tutumlara da bu açıdan
bakıyorum. Benim beklentim, Cumhurbaşkanı salona geldiğinde ayağa kalkılması,
ardından konuşmasının salonda dinlenmesidir. Konuşmayı beğenmek, alkışlamak
veya desteklemek zorunda değilsiniz. İtirazınızı daha sonra açıkça ortaya
koyabilirsiniz. Eleştirinin gücü, makam nezaketini terk etmekten değil,
gerekçesinden ve doğruluğundan gelir.
Ayağa
kalkmak siyasi destek sözü vermek değildir; konuşmayı dinlemek de söylenenleri
kabul etmek değildir.
Bu yaklaşımı
yalnızca bugünkü Cumhurbaşkanı için savunmuyorum. Yarın başka bir siyasi
görüşten bir kişi aynı makama geldiğinde de aynı saygının gösterilmesini
isterim. Devlet geleneği, kişiye ve partiye göre değişen bir davranış olursa
ortak değer olma özelliğini kaybeder.
Siyasi
cevaplarda da benzer bir sorumluluk anlayışına ihtiyacımız var. Bir partinin
genel başkanına başka bir partinin yönetim kurulu üyesinin cevap vermesiyle,
karşılık gelen temsil düzeyindeki bir kişinin cevap vermesi aynı kurumsal
ağırlığı taşımaz. Benim tercihim, seçilmiş temsilciler arasındaki siyasi
tartışmaların mümkün olduğunca karşılık gelen temsil düzeylerinde
yürütülmesidir.
Elbette
parti sözcüleri ve yetkilendirilmiş temsilciler açıklama yapabilir. Her
vatandaş da siyasetçileri eleştirebilir. Burada üzerinde durduğum, insanların
söz hakkını sınırlamak değil; bir parti veya kurum adına konuşurken yetki,
muhataplık ve üslup sorumluluğunun gözetilmesidir.
Kamu
görevlilerinin sorumluluğu ise daha farklıdır. Kurumlarıyla ilgili yanlış
bilgileri belge ve verilerle düzeltebilirler. Ancak kamu adına yapılan
açıklamalar, siyasi parti savunuculuğuna veya kişisel atışmaya dönüşmemelidir.
Vatandaş, kamu görevlisinden güvenilir bilgi ve tarafsız hizmet bekler.
Liyakat,
yalnızca bir işi teknik olarak bilmek değildir. Hangi sıfatla konuştuğunu,
yetkisinin sınırını ve temsil ettiği makamın sorumluluğunu bilmektir. İktidar
da muhalefet de kendi temsilcilerinden bu görev bilincini beklemelidir.
Eleştiri
herkesin hakkıdır. Cumhurbaşkanı da diğer seçilmiş temsilciler de
eleştirilebilir; kararları sorgulanabilir, politikalarına karşı çıkılabilir. Bu
hakkı hukukun sınırları içinde kullanırken makam saygısını ve karşılıklı
nezaketi korumak mümkündür. Makam sahipleri de eleştirileri dinleme ve
vatandaşlara saygılı bir dille cevap verme sorumluluğu taşır.
Hükümetin ve
Sayın Cumhurbaşkanının da tehdit dilinden uzak durması gerekir. Tehditle kalıcı
bir çözüme varılamaz; böyle bir dil, toplumda güveni zedeler ve siyasi gerilimi
artırır. Yönetme sorumluluğu taşıyanlardan beklenen, eleştirilere gerekçeyle
cevap vermeleri, vatandaşları ikna etmeleri ve anlaşmazlıkları hukuk çerçevesinde
çözmeleridir.
Cumhurbaşkanlığı
makamı, bütün vatandaşların kendisini temsil edilmiş hissedebileceği bir güven
ve birleştiricilik anlayışıyla anılmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanının tehdit
olarak algılanabilecek ifadeler kullanması, kendisinin toplumun tamamını
kucaklayan bir devlet başkanı yerine siyasi mücadelenin bir tarafı olarak
görülmesine yol açabilir. Bu da makamın birleştirici gücünü ve toplumdaki
saygınlığını zedeler. Cumhurbaşkanlığı makamına saygı beklerken, o makamdan
yükselen dilin de farklı düşünen vatandaşların onurunu ve demokratik haklarını
gözetmesini beklemek aynı ölçünün gereğidir.
Devletin
gücü, vatandaşın kendisini tehdit altında hissetmesinde değil; hukukuna,
adaletine ve yöneticilerinin sağduyusuna güvenmesinde karşılık bulmalıdır.
Halkın
iradesine saygı duyalım, devletin makamlarına saygı gösterelim, eleştiri
hakkını da koruyalım. İktidar ve muhalefet için aynı ölçüyü savunalım.
Çünkü
demokrasinin olgunluğu, yalnızca kendi seçtiğimize değil, farklı düşünen
vatandaşların seçtiğine de gösterebildiğimiz saygıyla anlaşılır.