Asıl üzerinde durmamız gereken konulardan biri de siyasi görev üstlenenlerin hesap verebilirliğidir.

Siyaset, kişisel servet edinmenin veya ekonomik ayrıcalık elde etmenin yolu olarak görülmemelidir.

Elbette her varlıklı siyasetçiye şüpheyle bakılamaz. İnsanların siyaset öncesinde meşru ticari faaliyetleri, yatırımları ve kazançları olabilir.

Ancak kamu gücünü kullanan herkesin mal varlığı, çıkar ilişkileri ve görev süresindeki ekonomik faaliyetleri hukuka uygun biçimde denetlenebilmelidir.

Siyasette zengin olmak suç değildir. Ancak siyasi yetkiyi kişisel zenginleşmenin aracı hâline getirmek kabul edilemez.

Vatandaşa tasarruf tavsiye edenlerin kamu kaynaklarını nasıl kullandığını, yoksullukla mücadele sözü verenlerin bu konuda hangi somut sonuçları elde ettiğini bilmek milletin hakkıdır.

Buradan siyaset kurumuna şu soruyu sormak istiyorum:

Siyasete girdiğiniz günden bugüne kadar kendi ekonomik durumunuzda meydana gelen gelişmeler kadar, temsil ettiğiniz vatandaşların ekonomik durumunda nasıl bir iyileşme sağladınız?

Çünkü siyasetin başarı ölçüsü siyasetçinin kendi kazancı değil, millete sağladığı faydadır.

Siyasetçinin Görevi Rakibini Küçültmek Değil, Milletin Sorunlarını Çözmektir

Sizler birbirinizi eleştirmek için saatlerce konuşurken bu ülkenin çözüm bekleyen ne kadar önemli meselesi var, farkında mısınız?

Üreticinin finansmana erişimi, çiftçinin girdi maliyetleri, sanayicinin rekabet gücü, gençlerin istihdamı, emeklinin geçim sıkıntısı, sağlık hizmetlerinin verimliliği, eğitim sisteminin niteliği...

Bunlardan hangisi birbirinize bağırmanızla çözülecek?

Bir siyasi parti diğerini eleştiriyorsa şu soruların cevabını da vermelidir:

  1. Karşınızdaki siyasi partinin hangi uygulamasını yanlış buluyorsunuz?
  2. Bu uygulamanın millete ekonomik ve sosyal maliyeti nedir?
  3. Sizin önerdiğiniz çözüm nedir?
  4. Öneriniz hangi kaynakla, hangi kurum tarafından ve ne kadar sürede uygulanacaktır?
  5. Uygulamanın başarısını hangi sonuçlarla ölçeceğiz?

İşte ben buna siyaset derim.

Siyaset; sorunları tekrar tekrar anlatmak değil, çözüm üretmek, çözümün uygulanmasını sağlamak ve sonucunu takip etmektir.

Muhalefetteyseniz yalnızca yanlışları göstermekle yetinmeyin. Doğrusunun nasıl yapılacağını da ortaya koyun.

İktidardaysanız her eleştiriyi düşmanlık olarak görmeyin. Yapıcı önerilerden yararlanın.

Çünkü devletin kurumları siyasi tartışmaları kazanmak için değil, milletin ihtiyaçlarını karşılamak için vardır.

Milletin Özel Değerleri Üzerinden Değil, Ortak Geleceği İçin Siyaset Yapın

Siyasi partilerin farklı görüşlerde olması son derece doğaldır. Demokrasi zaten farklı düşüncelerin varlığıyla güçlenir.

Ancak farklı düşünmek başka, toplumu birbirine düşürmek başkadır.

Din üzerinden siyaset yapacaksanız önce ahlakı, adaleti ve dürüstlüğü hayatınıza uygulayın.

Dinî eğitim ve manevi dayanışmayı desteklerken, inananların üstünlük yarışlarıyla birbirinden uzaklaştırılmasına karşı çıkın.

Milliyetçilik yapacaksanız önce milletin birliğini güçlendirin.

Vatandaşlık haklarını savunacaksanız önce hukuku ve eşitliği esas alın.

Terörle ilgili konularda siyaset yapacaksanız şiddeti reddeden, hukuk ve demokrasi içerisinde çözüm üreten bir yaklaşım ortaya koyun.

Yoksullukla mücadele edecekseniz önce üretimi, istihdamı ve gelir adaletini sağlayacak projelerinizi ortaya koyun.

Laikliği savunacaksanız vatandaşın din, vicdan ve yaşam biçimi özgürlüğünü de aynı kararlılıkla savunun.

Halkçılık yapacaksanız halkın yalnızca oyuna değil, emeğine, hakkına ve geleceğine sahip çıkın.

Siyasette başarılı olmak istiyorsanız başka bir siyasetçiyi küçük düşürmeye çalışmak yerine ondan daha iyi projeler üretin.

Rakibinizi küçülterek büyüyemezsiniz. Ancak milletin refahını büyüterek gerçek anlamda büyüyebilirsiniz.

Son Söz: Bizim Özelimiz Sizin Siyasi Sermayeniz Değildir!

Siyaset yaptığını düşünen herkese bir vatandaş olarak sesleniyorum:

Bizim dinimiz, inancımız, millî kimliğimiz, yaşam biçimimiz ve kişisel tercihlerimiz sizin siyasi hesaplarınızın malzemesi değildir.

Biz bunların üzerinden kavga etmek istemiyoruz.

Bizim özel hayatımıza karışmayın. Özel hayatımızla ilgili haklarımızı kullanamıyorsak da bu mağduriyetleri siyasi kazanca dönüştürmeyin; hukukun gereğini yaparak çözün. Çünkü siyaset, sorunlardan beslenme değil, sorunları çözme sorumluluğudur.

Biz daha iyi eğitim, daha iyi sağlık hizmeti, daha güçlü üretim, daha fazla istihdam, daha adil gelir dağılımı ve daha yüksek refah istiyoruz.

Biz çocuklarımızın geleceğini konuşmak istiyoruz.

Biz ülkemizin gelişmesini, sanayimizin güçlenmesini, çiftçimizin üretmesini, gençlerimizin iş bulmasını, emeklilerimizin insanca yaşayabilmesini istiyoruz.

Artık kim kimin hocasıymış, kim kimin emanetçisiymiş, kim hangi partiden ayrılmış tartışmalarından çok, vatandaşın hayatını iyileştirecek projeleri konuşun.

Bize kimin daha yüksek sesle bağırdığını değil, kimin daha doğru düşündüğünü gösterin.

Bize kimin rakibini daha ağır sözlerle eleştirdiğini değil, kimin ülkemiz için daha faydalı işler yapacağını anlatın.

Türklüğü savunurken Türkleri, dini savunurken inananları, vatandaşlık haklarını savunurken vatandaşları, yaşam biçimlerini savunurken toplumu birbirine düşürmeyin.

Unutmayın!

Milletin değerlerini kullanarak siyaset yapmak kolaydır. Zor olan, o değerlere layık olacak şekilde millete hizmet etmektir.

Siyaset milletin sırtından yükselme sanatı değildir. Siyaset, milletin yükünü omuzlama sorumluluğudur.

Ve son olarak bütün siyasetçilere bir sorum var:

Siz siyasete girdiğiniz günden bu yana kendiniz ve partiniz için neler kazandığınızı değil, bu millete hangi kalıcı hizmetleri kazandırdığınızı açıklayabilir misiniz?

İşte gerçek siyasi hesaplaşma, birbirinize söylediğiniz sözlerle değil, bu soruya vereceğiniz cevaplarla yapılmalıdır.