Hiçbir hekim; tıbbi süreç bütün yönleriyle araştırılmadan, uzman bilirkişi incelemesi yapılmadan ve hukuki süreç tamamlanmadan peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı herkes için olduğu gibi hekimler için de eksiksiz biçimde uygulanmalıdır.
Ancak bu
tartışmanın eksik bırakılmaması gereken iki önemli yönü bulunmaktadır:
Birincisi,
sağlık hizmetinin yalnızca hekimin omuzlarında yürüyen bir sistem olmadığıdır.
İkincisi ise
sağlık ve diğer teknik alanlarda görev yapan bilirkişilerin bağımsızlığının,
uzmanlığının ve inceleme yöntemlerinin güvence altına alınması gerektiğidir.
Sağlık Tek
Bir Mesleğin Değil, Büyük Bir Ekibin Eseridir
Bugün bir
hastanın teşhis, tedavi ve rehabilitasyon sürecinde yalnızca hekim görev
yapmamaktadır.
Bu sistemin
içerisinde;
tıbbi ve
biyomedikal mühendisleri, elektrik-elektronik ve yazılım mühendisleri,
eczacılar, farmakologlar, biyologlar, mikrobiyologlar, laboratuvar uzmanları,
hemşireler, anestezi ekipleri, teknik servis personeli, kalite ve sterilizasyon
birimleri, satın alma ve tedarik yöneticileri, tıbbi cihaz üreticileri, ilaç
firmaları ve laboratuvar kitlerini geliştiren kuruluşlar bulunmaktadır.
MR cihazları,
tomografi sistemleri, ultrason cihazları, ventilatörler, laboratuvar analiz
sistemleri, stentler, kalp kapakçıkları, implantlar ve yapay zekâ destekli
karar sistemleri onlarca farklı bilim dalının ortak emeğiyle ortaya
çıkmaktadır.
Bu nedenle
sağlık hizmetinde yaşanan olumsuz bir sonucun yalnızca hekimin kararlarına
bağlanması bilimsel ve hukuki bakımdan yeterli değildir.
Bir
görüntüleme cihazının teknik arızası, yanlış kalibrasyonu veya yetersiz görüntü
kalitesi tanıyı etkileyebilir.
Bir
laboratuvar kitinin uygun koşullarda taşınmaması, soğuk zincirin bozulması,
analiz cihazının bakımının zamanında yapılmaması veya test süreçlerindeki bir
hata yanlış sonuca yol açabilir.
Bir yazılımın
verileri hatalı değerlendirmesi, alarm sistemlerinin çalışmaması, sterilizasyon
süreçlerindeki bir eksiklik ya da tedarik zincirindeki aksama da hastanın
tedavisini olumsuz etkileyebilir.
Elbette her
olumsuz sonucun nedeni bunlardan biri değildir.
Ancak aynı
şekilde her kötü sonucun nedeni de hekim değildir.
Önemli olan,
olayın gerçek nedeninin bilimsel yöntemlerle ve sistemin bütün halkaları
incelenerek ortaya çıkarılmasıdır.
Yetki Tek
Elde Toplanırsa Sorumluluk da Tek Kişiye Yüklenir
Sağlık
sisteminde hekim kuşkusuz en önemli aktörlerden biridir. Ancak en önemli aktör
olmak, sistemin tamamından tek başına sorumlu olmak anlamına gelmez.
Zaman
içerisinde sağlık yönetiminde bütün bilim dallarını hekimlik çatısı altında
değerlendiren bir anlayış gelişmiştir. Oysa bir meslek bütün yetkiyi
üstlendiğinde, zamanla bütün sorumluluğun da kendisine yüklenmesi kaçınılmaz
hâle gelir.
Sonuçta
toplum, medya, soruşturma makamları ve yargı tek muhatap olarak hekimi görmeye
başlar.
Bu durum
hekimler açısından adil olmadığı gibi, diğer bilim dallarının görev ve
sorumluluklarının belirsizleşmesine de yol açmaktadır.
Hiçbir hekim;
bir
biyomedikal mühendisi kadar cihaz tasarımını ve güvenliğini,
bir
elektrik-elektronik mühendisi kadar donanımı,
bir yazılım
mühendisi kadar algoritmaları,
bir eczacı
kadar ilacın farmasötik özelliklerini,
bir
farmakolog kadar etken maddelerin davranışlarını,
bir
laboratuvar uzmanı kadar analiz süreçlerini,
bir kalite
uzmanı kadar kalite yönetim sistemlerini
tek başına
bilemez.
Aynı şekilde
hiçbir mühendis, eczacı veya teknik uzman da hekimin yerine klinik karar
veremez.
Sağlık bu
nedenle ekip işidir.
Her meslek
mensubu kendi uzmanlık alanında yetkili ve sorumlu olmalıdır.
Hekim klinik
kararından, eczacı ilacın farmasötik süreçlerinden, mühendis cihazın teknik
güvenliğinden, laboratuvar uzmanı analiz sonuçlarından, üretici ürün
güvenliğinden, yönetim ise kurduğu sistemin işleyişinden sorumlu tutulmalıdır.
Gerçek hesap
verebilirlik ancak böyle kurulabilir.
Bilirkişilik
Kurumu da Sorgulanmalıdır
Sağlıkta ve
diğer teknik alanlarda adaletin sağlanması yalnızca doğru kanunların
çıkarılmasıyla mümkün değildir. Bu kanunların uygulanmasında görev alan
bilirkişilerin de bağımsız, yetkin ve tarafsız olması gerekir.
Bilirkişi
raporu, birçok davada mahkemenin kararını doğrudan etkileyen en önemli
belgelerden biri hâline gelmektedir. Bu nedenle bilirkişilik, kişisel
kanaatlerle veya yoruma açık değerlendirmelerle yürütülebilecek bir görev
değildir.
Bilirkişilerin
yalnızca belirli meslek kuruluşları, odalar veya çevreler tarafından önerilmesi
yeterli değildir. Ticaret odaları, sanayi odaları, meslek kuruluşları veya
başka kurumlar tarafından belirlenen kişilerin de bağımsızlık ve çıkar
çatışması yönünden denetlenmesi gerekir.
Çünkü
bilirkişinin gelecekte yeniden görevlendirilme beklentisi, ekonomik ilişkileri,
mesleki çevresi veya güçlü taraflarla olan bağlantıları, raporun tarafsızlığı
konusunda soru işaretleri doğurabilir.
Bilirkişinin
yalnızca meslek mensubu olması yeterli değildir.
İnceleme
yapacağı alanda güncel bilgiye sahip olması, ölçüm ve değerlendirme
yöntemlerini bilmesi, kullandığı metotların bilimsel geçerliliğini
gösterebilmesi ve raporunda ulaştığı sonucu somut verilerle açıklaması gerekir.
Bilirkişi
Yoruma Değil, Ölçüme Dayanmalıdır
Bilirkişilik
sistemindeki en önemli sorunlardan biri, bazı raporların nesnel ölçümler yerine
kişisel yorumlara dayanmasıdır.
Bir yapının,
cihazın, tedavi sürecinin veya teknik uygulamanın mevzuata aykırı olduğu ileri
sürülüyorsa bunun hangi ölçüme, hangi projeye, hangi teknik standarda ve hangi
kanuni düzenlemeye göre belirlendiği açıkça gösterilmelidir.
Planı,
projesi, sınırları ve teknik belgeleri yeterince ortaya konulmadan bir yapının
fazla veya eksik olduğuna ilişkin kanaat oluşturulamaz.
Mevcut temel,
taşıyıcı sistem, kaba inşaat, ruhsat kayıtları ve önceki idari işlemler
birlikte değerlendirilmeden yalnızca görünen son durum üzerinden hüküm
kurulması hakkaniyetli değildir.
Bunu şahsen
yaşadığım bir süreç nedeniyle özellikle ifade ediyorum.
Bir taraftan
idare tarafından belirli bir yapı alanına ilişkin belge düzenlenirken, diğer
taraftan daha sonra yapılan bilirkişi incelemesinde mevcut temel ve önceki yapı
unsurları dikkate alınmadan fazla yapı yapıldığı ileri sürülebilmektedir.
“Bu temel
neye göre yapılmıştır, daha önceki yapı sınırı nedir, idarenin verdiği belge
neyi kapsamaktadır?” soruları cevapsız bırakılarak hazırlanan bir raporun
kişiyi yıllarca mahkemelerde uğraştırması adalet duygusunu zedelemektedir.
Bilirkişinin
görevi suçlama üretmek veya taraflardan birinin iddiasını tekrar etmek
değildir.
Bilirkişi;
ölçmek, incelemek, belgelemek, karşılaştırmak ve bilimsel sonucunu
gerekçeleriyle ortaya koymak zorundadır.
Akredite ve
Denetlenebilir Bir Sistem Kurulmalıdır
Bilirkişilerin
mutlaka bağımsız ve akredite bir yapı tarafından yeterlilik değerlendirmesine
tabi tutulması gerektiğine inanıyorum.
Her uzmanlık
alanı için standart inceleme yöntemleri belirlenmelidir.
Bir bilirkişi
raporunda;
hangi
belgelerin incelendiği,
hangi ölçüm
cihazlarının kullanıldığı,
ölçümlerin ne
zaman ve hangi koşullarda yapıldığı,
hangi
mevzuatın esas alındığı,
hangi
bilimsel ve teknik standartların uygulandığı,
tarafların
iddialarının nasıl değerlendirildiği,
ulaşılan
sonucun hangi somut verilere dayandığı
açıkça
gösterilmelidir.
Bilirkişinin
yorumu sınırsız olmamalıdır. İnceleme yöntemi kanuni, teknik ve bilimsel
kurallar çerçevesinde sınırlandırılmalıdır.
Aynı konuda
görevlendirilen farklı bilirkişilerin tamamen farklı sonuçlara ulaşması,
sistemin öngörülebilirliğini ve güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır.
Bilirkişiler
düzenli olarak eğitimden geçirilmeli, mesleki yeterlilikleri belirli dönemlerde
yeniden değerlendirilmeli, raporlarının bilimsel kalitesi denetlenmeli ve
taraflarla doğrudan veya dolaylı çıkar ilişkileri bulunup bulunmadığı
araştırılmalıdır.
Gerçeğe
aykırı, yetersiz, ölçümsüz veya açıkça taraflı rapor hazırlayan bilirkişiler
hakkında da etkili bir denetim ve sorumluluk mekanizması bulunmalıdır.
Sağlık
Davalarında Disiplinler Arası Bilirkişi Heyetleri Kurulmalıdır
Sağlık
alanındaki bir olay yalnızca klinik açıdan değerlendirilmemelidir.
Olayın
niteliğine göre hekimlerin yanında;
biyomedikal
mühendisleri,
eczacılar,
farmakologlar,
laboratuvar
uzmanları,
yazılım ve
elektrik-elektronik mühendisleri,
sterilizasyon
ve kalite uzmanları,
sağlık
yöneticileri
bilirkişi
heyetinde yer almalıdır.
Örneğin bir
tıbbi cihazın kullanıldığı ameliyatta olumsuz sonuç meydana gelmişse yalnızca
hekimin uygulaması değil; cihazın üretim kayıtları, bakım geçmişi,
kalibrasyonu, yazılımı, kullanım talimatları, hastanenin teknik altyapısı ve
kullanıcı eğitimleri de incelenmelidir.
Bir laboratuvar
sonucuna bağlı olarak yanlış teşhis iddiası varsa yalnızca hekimin kararı
değil; numunenin alınmasından taşınmasına, kitin saklama koşullarından cihazın
kalibrasyonuna kadar bütün süreç araştırılmalıdır.
Bir ilaç
uygulamasında sorun yaşanmışsa reçete kadar ilacın üretimi, saklanması,
etkileşimleri, farmasötik özellikleri ve hastaya sunuluş biçimi de
değerlendirilmelidir.
Ancak bu
şekilde gerçek sorumlu doğru biçimde belirlenebilir.
Amaç Kimseyi
Sorumluluktan Kurtarmak Değildir
Buradaki
amacımız hiçbir meslek grubunu sorumluluktan kurtarmak değildir.
Tam tersine,
gerçek sorumlunun doğru ve bilimsel biçimde belirlenmesini sağlamaktır.
Yanlış kişiyi
sorumlu tutmak da gerçek sorumluyu gözden kaçırmak da adalete zarar verir.
Hekimler
elbette kendi klinik kararlarından sorumludur. Ancak sağlık sisteminin
tamamından tek başlarına sorumlu değildir.
Mühendis
kendi mühendislik hizmetinden…
Eczacı kendi
mesleki alanından…
Laboratuvar
kendi analizinden…
Üretici kendi
ürününün güvenliğinden…
Teknik servis
yaptığı bakım ve kalibrasyondan…
Yönetim ise
kurduğu sistemin işleyişinden sorumlu olmalıdır.
Gelişmiş
sağlık sistemlerinde artık yalnızca bireyin hatası değil, sistemin tamamı
analiz edilmektedir. Çünkü çoğu olay tek bir kişinin kusurundan değil;
süreçlerin, organizasyonun, teknolojinin ve insan faktörünün birleşiminden
doğmaktadır.
Türkiye’de de
sağlık yönetimini, hukuki değerlendirme sistemini ve bilirkişilik kurumunu bu
anlayış doğrultusunda yeniden yapılandırmalıyız.
Sağlıkta
başarı ortaksa, sorumluluk da ortak olmalıdır.
Hekimin
hukuki güvencesi korunmalı; bunun yanında sağlık hizmetini oluşturan bütün
bilim dallarının görev, yetki ve sorumlulukları açıkça tanımlanmalıdır.
Bilirkişilik
ise mesleki çevrelere, ekonomik ilişkilere veya kişisel yorumlara bırakılmamalı;
bağımsızlık, akreditasyon, ölçüm, bilimsel yöntem ve denetlenebilirlik
esaslarına bağlanmalıdır.
Çünkü güçlü
bir sağlık sistemi yalnızca iyi hekimlerle değil; güvenilir teknoloji, sağlam
mühendislik, doğru ilaç, güvenilir laboratuvar, etkin yönetim, tarafsız
bilirkişilik ve adil bir sorumluluk anlayışıyla kurulabilir.
Gerçek
adalet, görünen kişiyi suçlamak değil; gerçeği bütün yönleriyle ortaya
çıkarmaktır.
Sağlık bir
ekip işidir.
Öyleyse yetki de sorumluluk da bilimsel gerçekler doğrultusunda paylaşılmalıdır.
Sağlıklı günler
dilerim…
Mustafa DAŞCI
Sağlık Yayıncılık Kurucusu
MÜSİAD Ankara Sağlık Sektör Kurulu Başkanı