Siyaseti dinlerken şu soruyu sormak gerekiyor: Biz siyasetçileri halkı birbirine düşürsünler diye mi, yoksa memleketin sorunlarına çözüm bulsunlar diye mi destekliyoruz?

Siyasi rekabet, zaman zaman tehlikeli bir öfke diline dönüşüyor. Oysa hiçbir siyasi aktör, kendi hırsını ve iktidar mücadelesini halkın öfkesi üzerinden yürütmemelidir. Halkı çatışmaya sürükleyecek çağrılar yapmak, toplumsal gerilimi artırmak ve insanları karşı karşıya getirmek sorumlu siyaset anlayışı değildir.

Vatandaşın barışçıl biçimde tepki göstermesi demokratik bir haktır. Ancak bu hak, şiddete, tehdide, kamu malına veya kişilerin mülküne zarar vermeye dönüşmemelidir. Siyasetçiler de halkın öfkesini kışkırtmak yerine, sorunları çözmek ve toplumsal huzuru korumakla yükümlüdür.

İktidarın sorumluluğu daha büyüktür. Usulsüzlük, yolsuzluk veya vatandaş mağduriyeti iddiaları varsa bunlar açıkça araştırılmalı; sorumlular belirlenmeli ve kamuoyu bilgilendirilmelidir. Yönetim, her sorunu yalnızca suçu işleyene yüklemekle yetinmemeli; denetim eksikliklerini de sorgulamalıdır.

Kamu kurumları hangi partiden seçilmiş kişilerce yönetilirse yönetilsin, denetim sorumluluğunda parti ayrımı yapılamaz. Devleti yönetenler denetimin etkin işlemesinden sorumludur; soruşturma ve yargılama ise kanunla yetkilendirilmiş mercilerin görevidir. Partiler bu mercilerin yerine geçemez, ancak kendi üyeleri hakkında disiplin ve ihraç süreçlerini işletebilir. Bir kişinin usulsüzlüğü bütün bir partiye yüklenemeyeceği gibi, o kişinin başka partiden olması da yönetimin denetim sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Muhalefet de kendi yönetimindeki belediyelerde belgelerle ortaya konulan yanlışları savunmamalı, üzerini örtmemelidir. Halka hizmet yerine kişisel çıkarı için çalıştığı belirlenen kişiler hakkında, savunma hakları gözetilerek disiplin ve gerektiğinde ihraç süreçleri işletilmelidir. Aynı ilke iktidar partisi için de geçerlidir. Partinin itibarı, yanlış yapanı koruyarak değil, halkın hakkını savunarak korunur.

Bu süreçte basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı büyük önem taşır. Gazetecilerin kamu kurumlarına ulaşması, soru sorması ve iddiaları araştırması engellenmemelidir. Basından kaçılarak şeffaflık sağlanamaz. Kamu kurumları halka ve basına açık olmalı; gazeteciler görevlerini baskı ve engelle karşılaşmadan yapabilmelidir.

Bağımsız basın, iktidarın da muhalefetin de denetlenmesini sağlar. Her siyasi yapının kendi iletişim kanalını kullandığı bir ortamda, tarafsız gazeteciliğin önemi daha da artmaktadır. Halk doğru bilgiye ulaşmadan sağlıklı karar veremez.

Muhalefet de yalnızca iktidarın hatalarını anlatmakla yetinmemelidir. Eleştirinin yanında uygulanabilir bir program, çözüm ve yönetim planı sunmalıdır. “Onlar kötü yönetiyor” demek, “Biz daha iyi yöneteceğiz” sözünün kanıtı değildir.

Siyasetçilerden beklentimiz açıktır: Halkı öfkeye ve çatışmaya sürüklemeyin. Kendi hırslarınızı vatandaşın üzerinden gerçekleştirmeyin. Eleştirilerinizi saygı içinde yapın, yanlışları belgeleriyle ortaya koyun, sorumluluğunuz varsa kabul edin.

Kamu kurumlarının kapılarını basına kapatmayın. Gazetecilerin sorularından kaçmayın. Halkın haber alma hakkına ve basın özgürlüğüne saygı gösterin.

Biz öfkenize taraftar olmak için değil, memleketimize hizmet edilmesi için oy veriyoruz. Halkın öfkesini değil, memleketin geleceğini yönetmeye talip olun