Halk Sağlığı Haftası kapsamında Medimagazin'e konuşan Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, değişen halk sağlığı sorunlarını değerlendirerek bu risklere karşı hazırlıklı olmanın önemine dikkat çekti. Sağlık alanındaki yanlış bilgi yayılımına da değinen İlhan, pandemi döneminde özellikle aşılarla ilgili yaşanan bilgi kirliliğini hatırlatarak, "İnfodemi pandemiden daha da kötü bir şey" dedi.

Halk sağlığı, yalnızca hastalıkların ortaya çıkmasını önlemeyi değil; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasından aşılama ve erken tanıya, bağımlılıklarla mücadeleden çevresel ve mesleki risklerin azaltılmasına kadar toplum sağlığını doğrudan etkileyen geniş bir alanı kapsıyor.

Günümüzde yaşlanan nüfus, kronik hastalıklar, sağlıkla ilgili yanlış bilgilerin hızla yayılması ve değişen çevresel riskler ise koruyucu sağlık hizmetlerinin önemini daha da artırıyor.

3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı ve İş ve Meslek Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan ile halk sağlığının değişen önceliklerini konuştuk.

Prof. Dr. İlhan; çocukluktan itibaren sağlıklı yaşam alışkanlıklarından sağlık okuryazarlığına, aşılarla ilgili bilimsel karar süreçlerinden bağımlılıkların önlenmesine, sağlıklı yaşlanmadan toplum temelli kanser taramalarına kadar pek çok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu.

Halk Sağlığı Haftası kapsamında değerlendirdiğimizde, halk sağlığı hangi alanları kapsıyor ve koruyucu sağlık hizmetleri toplum sağlığının korunmasında nasıl bir rol üstleniyor?

Halk sağlığına baktığımız zaman aslında bireyden çok toplumun korunmasına öncelik veren; toplum derken sadece kişinin kendisi değil; çevre, yapılan işler, çevreden maruz kalınan riskler, tüm çevrenin daha güvenli hâle getirilmesi, sağlıklı hâle getirilmesi, güvenlik kültürünün sağlanması ve topyekûn insanların hastalıklara yakalanmasının erkenden engellenmesi, hastalıklara yakalandıysa erken tanısının sağlanması, erken müdahaleyle hastalıkların olabildiğince az riskli bir şekilde atlatılması ve aynı zamanda da hasta olanların da olabildiğince hastalığın etkilerine az maruz kaldığı ve hatta hastalıktan bir kayıp yaşadılarsa rehabilite edilmesini kapsayan bir sistemden bahsediyoruz.

Halk sağlığı Türkiye'de bir tıpta uzmanlık alanı ama dünyada çok geniş kapsamlı bir alana hitap ediyor. Türkiye'de tıp fakültelerinde dahili alanların uzmanlığı içerisinde geçiyor. Ama halk sağlığı bakış açısı dediğimiz zaman bugün çok konuştuğumuz, COP31 süreciyle dile gelecek; çevreden iklim değişikliğine, meslek hastalıklarından üreme sağlığına, kronik hastalıklardan erken tanıya, bulaşıcı hastalıklardan risk gruplarının tespitine, göçmen sağlığına, yaşlı sağlığına değin uzanan çok geniş bir spektrumdan bahsetmek mümkün.

Çocukluk döneminden itibaren sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve bağımlılıklardan korunma konusunda hangi alışkanlıkların kazandırılması gerekiyor?

Aslında insanın sağlık etkileşimine baktığınız zaman anne karnında başlıyor. En öncelikle gebe kalmadan önce sağlıklı olmakla başlayan süreç, gebelerin sağlıklı takibi, daha sonra çocuğun sağlıklı koşullarda dünyaya gelmesi, aşıların yapılması, sağlam çocuk takibiyle ilerleyen bir süreçle şekilleniyor. Daha sonrasında bebeklikten çocukluk dediğimiz, yani 1 yaşından 5-6 yaşına kadar, okul çocukluğuna kadar devam eden dönem içerisinde çocuğun düzenli kontrollerinin sağlanması, aşıların yapılması ve iyi bir eğitim ortamında bulunması, her şeyin başı… Tüm bu süreçlerde de, çocuğun kronik hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenmesi gerekiyor. Burada özellikle ilk 6 ay anne sütünün öneminin bir kez daha altını çizmek gerekiyor.

Geçtiğimiz yüzyılda, halk sağlığının temel uğraş alanları arasında üreme sağlığı, kadın sağlığı, gebe sağlığı, çocuk sağlığı da ön plandaydı. Çünkü bebek ve anne ölümleri çok fazlaydı. Fakat günümüzde bu alanda yaşanan, ülkemiz başta olmak üzere dünyadaki gelişmeler vesilesiyle, artık halk sağlığı farklı alanlara doğru yöneldi. Çocuk sağlığı artık daha çok okul sağlığı düzeyine dönmüş durumda. Çünkü okullarda çocuklar için bazı riskler söz konusu olabiliyor, bağımlılık riskleri okul çocukluğu döneminden itibaren başlayabiliyor. Özellikle teknoloji bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıklar buradan başlıyor.

25-30 yıl öncesinde daha çok erken yenidoğan ölümleri olan, gebeliğin iyi takip edilmemesinin sebep olduğu sorunlar ön plana çıkarken bugün, Türkiye gibi gelişmiş ülkelerde daha çok çocukluk çağı ve okul çağı sorunlarının ön plana çıktığını görüyoruz.  Bunlara baktığımızda da bunların içerisinde iyi beslenmeme gibi sorunlar karşımıza çıkıyor. Özellikle ilkokulda başlayan, teknoloji bağımlılığı olarak adlandırılabilecek bağımlılıklar söz konusu olabiliyor ve çocuğun iyi bir eğitim almamasından kaynaklanan sorunlar ortaya çıkıyor. Burada anne babanın eğitimli olmasının çok önemli olduğunu ifade etmek isterim. Ailelerin ve tüm toplumun da sağlık okuryazarlığının çok önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Türkiye'de yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre toplumun sağlık okuryazarlığı yaklaşık üçte iki düzeyinde aslında hiç de iyi değil. Yani toplumun üçte ikisi sağlık okuryazarlığına sahip değil. “Hangi sorun sağlık sorunudur?” “Çocuğu ne zaman götürmek gerekir?” “Ben hastaneye ne zaman gitmeliyim?” “Acile mi gitmeliyim?” “Polikliniğe mi gitmeliyim?" gibi bileşenler topluma eğitim olarak, sadece Sağlık Bakanlığı için değil, Milli Eğitim Bakanlığı düzeyinde başlayarak verilirse hem bağımlılıktan korunma hem diğer hastalıklardan korunma, sağlıklı beslenme, riskli davranışların önlenmesi özellikle çocukluk ve okul çağı döneminde engellenen sorunlar olarak çıkar.

Sağlıkla ilgili yanlış veya yanıltıcı bilgilerin sosyal medya üzerinden yayılması halk sağlığını nasıl etkiliyor?

Aslında bunu yakın zamanda pandemi döneminde aşılarla ilgili sıklıkla yaşadık. İnfodemi dediğimiz bir şey var, bu, pandemiden daha da kötü bir şey. İnfodemi dediğimiz aslında bilginin yayılması. Burada bilginin yanlış yayılmasından bahsediyoruz. Yanlış bilgi bazen çok fazla yayılabiliyor.

Bugün bir hekim arkadaşımızın, örneğin bir kardiyolog arkadaşımızın kalp sağlığı ile ilgili yapacağı önerilere göre bakıyorsunuz, alanı bu olmayan ya da hiç sağlık alanında çalışmayan birisinin söylediği bir bilgi daha fazla yayılabiliyor. Örneğin taramalarla ilgili yanlış tarama bilgileri söz konusu olabiliyor. Ya da bir sosyal medya organında veya bir haber kanalında bir bilgi gereksiz yere çoğalabiliyor ve yanlış bilgi olabiliyor. Örneğin, “Şu aşıyı olmayın, şu tip hastalıklar söz konusu olabiliyor.” veya “İşte şu ilacı bırakın, bu ilacın şöyle etkisi olabiliyor.” diyor.

Bunlar aslında hep hekimle insan arasında konuşulması gereken konulardır. Bir insan ilacı kullanıp kullanmamaya sosyal medyadan bir doktorun ya da bir başka birisinin söylediği söze göre karar vermemesi gerekir. Hekimlerin de bu sorumlulukta olması gerekir. Evet, ben toplum bilgilendirme amacı olan bir hekim olabilirim belki ama bir şeyi “kullanma” demek ancak o hastayla ya da o kişiyle karşı karşıya olduğumuz zaman ona vereceğimiz tavsiyelere göre değişir. Zira her diyabet hastasının bir olmadığı gibi her sağlıklı insan da bir değildir. Her fazla kilosu olan, her kalp hastası olan kişi de bir değildir. O yüzden kişilere göre konuşmak gerekir.

İnfodemi dediğimiz - yanlış bilginin yayılması- konusuna geldiğimizde ise günümüzde toplumdaki bilgileri edinme kaynakları çok önemli. Bu kaynaklarla ilgili bir çalışma yapmıştık; toplum sağlıkla ilgili bilgileri çeşitli taramalarla öğreniyor. Aslında Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü bu konuda kamuya açık ve güvenilir bilgi kaynakları sunuyor. Örneğin Sağlık Bakanlığının internet sitesinde birçok hastalıkla ilgili bilgilere ulaşmak mümkün. Aile hekiminize danışsanız burada bilgi sahibi olabiliyorsunuz. 

Toplum nereye güvenmeli sorusunun cevabı bence önemli diye düşünüyorum. Burada da özellikle şunu tavsiye ederim: Devletimizin bir sürü üniversitesi var. Devlet üniversitelerimizin tıp fakültelerinin web sayfaları, Sağlık Bakanımızın web sayfaları, çeşitli akredite sağlık kuruluşlarımızın, özel ya da kamu sağlık kuruluşlarımızın web sayfaları aslında yeterli ve doğru bilgiyi sunuyor.

Toplumun da şunu bilmesi gerekiyor: Uzman görüşü, kanıt piramidinin en altındaki bilgi. Klinik araştırmalar daha üst ve doğru bilgiyi oluşturuyor. Belki toplum bunların hepsine erişemez ama bizim de söylediğimiz uzman görüşünün kendi görüşümüz olduğunu söyleyerek sosyal medya ve diğer alanlarda yer almamızın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Aşılarla ilgili karar süreçlerinde hangi bilimsel veri ve bilgi kaynaklarının esas alınması gerekiyor? Aşılama programlarının toplum sağlığındaki yeri nedir?

Aşılar insan sağlığı için bakıldığı zaman bir mucize anlamına geliyor. Dünyada ilk aşının Türklerden çıktığını düşündüğümüzde gerçekten aşıların ne denli önemli olduğunu, insan ömrünün bugünlere gelmesinde, toplu ölümün olmamasında aşıların faydasını tartışsak bir gün değil; saatler, haftalar, aylar yetmez. Aşı bir mucize. Eğer bir hastalığın aşısı varsa ve kanıta dayalı olarak bu aşının etkililiği, etkinliği ortaya konmuşsa o aşıyı mutlaka yaptırmak gerekir.

Sağlık Bakanlığımız aşıları ücretsiz sağlıyor. Hatta sadece çocukluk çağı aşılarını değil, örneğin gebelerimize tetanoz aşılarını ücretsiz sağlıyor. Sağlık çalışanlarımıza ve risk grubunda olanlara hastanemizde dönemsel olarak ücretsiz grip aşısı yapıyoruz. Bu aşılarla ilgili kararlar alınırken kanıta dayalı tıp bilgileri esas alınıyor. Sağlık Bakanlığımızın Bağışıklama Danışma Kurulu var. Burada çok kıymetli hocalarımız ve Sağlık Bakanlığımızda çalışan uzmanlar görev yapıyor. Bir araya gelerek güncel literatürü değerlendiriyor, Dünya Sağlık Örgütü ve benzeri kaynakları inceliyorlar. Hangi aşının, hatta mevcut aşılar arasından hangisinin ülkemiz için daha uygun ve etkili olacağı değerlendirilerek karar veriliyor. Kendim bir sağlık çalışanı olarak Sağlık Bakanlığımızın önerdiği aşılama şeması kapsamında kendi aşılarımı oluyorum. Yine çocukluk çağı aşılamaları burada bir başka önemli konu. İki çocuk sahibi bir ebeveyn olarak aile hekimimizdeki aşıların tamamını çocuklarımıza yaptırdığımı söylemek isterim. Yani aslında başka özel aşı aramaya hiç gereksinim yok. Devletin aldığı, soğuk zincire uyan, soğuk zincirde saklanan ve uygun koşullarda yapılan aşılarla ilerlemek en doğrusudur.

Aşılarla ilgili de çok fazla spekülasyon oluyor. Bir bilgi kirliliği söz konusu oluyor. Ama bunların altının doldurulmadığını ifade etmek isterim. Bu konuda da yorum yaparken, kaynaklara bakalım, okuyalım ama yine vatandaşlarımızın özellikle doğru bilgi kaynaklarına bakmasını tavsiye ederim. Doğru bilgi kaynakları Sağlık Bakanlığı web sayfası, üniversitelerin web sayfaları, çeşitli bilimsel makaleler olabilir. Bir kişinin dediğindense genel olarak kabul gören görüşlerin her zaman daha doğru olduğunu ifade etmem gerekiyor.

Tütün, alkol, madde, teknoloji ve kumar bağımlılıklarından korunmada özellikle çocuklar ve gençler açısından hangi risk faktörlerine dikkat edilmesi gerekiyor?

Kimyasal ve davranışsal bağımlılıkların ayrı değerlendirilmesi gerekiyor. Bugün davranışsal bağımlılıklar dediğimiz; internet bağımlılığı, dijital bağımlılık, kumar bağımlılığı gibi davranışlara baktığımızda bunlara sebep olan faktörlerde daha çok çevre etkisinin çok önemli olduğunu görüyoruz. Çocuklara özellikle sınırsız imkânlar sunulmasının aslında bunların biraz da önüne geçilmesi ama yasaklayıcı değil de bunların yerine geçebilecek spor, sosyal aktivite, fiziksel aktivite programlarının teşvik edilmesi, desteklenmesi gerekiyor.

Kimyasal bağımlılıklar olarak tanımlanan tütün, alkol ve uyuşturucu kullanımında ise ilk denemenin çoğunlukla lise yıllarında ya da üniversiteye başlangıç döneminde gerçekleştiğini söylemek mümkün. Bunu, daha önce yürüttüğümüz Türkiye uyuşturucu araştırmalarının sonuçlarına dayanarak ifade edebilirim. Bugün geldiğimiz noktada toplumda maalesef tütün kullanımı giderek artmakta. Özellikle genç kızlarımızda tütün ve alkol kullanımı daha çok artıyor. Uyuşturucu kullanımına baktığımızda dünyaya göre hâlen çok az olsa da ülkemizde de uyuşturucu kullanımının olduğunu söylemek mümkün. Yeşilay tarafından hâlen yeni bir uyuşturucu kullanım araştırması yürütülüyor. Bu nedenle mevcut en güncel veriler 2018 yılına ait. O dönemin verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon kişinin hayatında en az bir kez uyuşturucu kullanmayı denediği tahmin ediliyor. Alkol kullanımının da Türkiye’de azımsanmayacak düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.

Bunları engellemek için çeşitli faktörler var. Devletin, toplumun, bir de ailelerin ve bireylerin yapması gerekenler var. Bir kere bireylerin bu konunun farkında olması gerekiyor. Ama bu 12 yaşındaki çocuğa tütün, uyuşturucu anlatın anlamına gelmiyor. Bu çocuklara bunların yerine koyabilecek, hayatlarını doldurabilecek şeylerden bahsetmek gerekiyor. Burada aileyle, arkadaşlarla güven ilişkisi kurulması, sporla desteklenmesi, diğer faktörlerle bunlardan bağımsız bir dünyadan bahsedilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Öte yandan burada tabii sosyal medyanın ve medyanın kontrolü de çok önemli. Her gün çocuk sosyal medyada karşısına uyuşturucuyu, alkolü, tütünü öven mesajlar, bunlarla rol model olan kişiler görürse çocuklar da heves edebiliyor. Biraz daha yaş ilerledikçe, lise çağına geldikçe açıkçası bunlarla mücadelede bunların ne içerdiği, ne gibi zararları olduğu daha net olarak ifade edilebilir.

Okulların da çocuklara kendilerini gerçekleştirme imkânı vermesi gerekiyor. Okullar, çocuğun sadece bir şey öğrenip çıktığı bir yer değil, aynı zamanda eğitim aldığı bir yer olmalı. Yani okullarımızın sadece çocukları çalıştıran, YKS’ye hazırlayan bir yer olmanın ötesine geçerek, onları sosyal hayata hazırlayan ve bir arada bulunmalarını sağlayan bir yaklaşıma doğru evrilmesi gerekiyor. 

Türkiye'de okulların pek çok eğitim verdiğini, teknik okullarda meslek öğretildiğini söylemek mümkün ama boşluk kalmasına müsaade etmemek gerekiyor. Çünkü özellikle bağımlılıklar, uyuşturucu başta olmak üzere tütün, alkol bağımlılıkları boşluk hiç affetmez. Deyim yerindeyse boşluk oldu mu hemen kendi kişiyi çekerler.

Ailelere görev düşmüyor mu? Ailelere de çok görev düşüyor aslında. Ailelerin yapması gereken çocuğu sıkmak, denetlemek değil; çocuğu takip etmek. Nasıl bir takip? Bizim tıpkı hastayı takip ettiğimiz gibi sağlığını takip etmek anlamına geliyor. Çocuk sürekli çok geç geliyorsa, davranış değişikliği başladıysa, eğer arkadaş çevresinin yanlış kişiler olduğunu seziyorsak, arkadaş çevresinden emin değilsek, çocuğun gece dışarıda kalması, üzerinde farklı bir koku olması, davranış değişikliği olduğunu, okul başarısında düşüklük olduğunu, iş başarısının düşük olduğunu fark ediyorsak o zaman da buna dikkat etmemiz gerekiyor.

Şunu yaklaşık 20 yıldır uyuşturucu bağımlılığı başta olmak üzere, bağımlılık konusunda çalışan bir hekim olarak söylemek isterim ki eğer çocuğun hayatında spor, kendini gerçekleştirme, iyi bir aile desteği varsa her bağımlılık tipinden uzak duruyor.

Sağlıklı yaşlanma açısından hangi sağlık kontrollerinin ve taramaların düzenli olarak yapılması gerekiyor?

100 yılın başında, bundan çeyrek asır önce anne sağlığı, çocuk sağlığı sorunları ön plandaydı. Halk sağlığı da daha çok bu alanlara konsantre olmuştu. Ancak endüstrileşme, sanayileşme, yapay zekâ ve pandemi sonrası döneme; dünyada azalan kaynaklara, suyla ilgili sorunlara, çevre sağlığı ve mesleki sağlık sorunlarına baktığımızda artık halk sağlığının farklı alanlarla ilgilendiğini görüyoruz.

Bir kere şunu kabul etmemiz gerekiyor: Nüfus artık yaşlanıyor. Daha yaşlı insanlar olacak. Ve 2050'lere geldiğimizde neredeyse her iki kişiden birisi yaşlı insan grubunda yer alacak. Bu açıdan yaşlılara yönelik politikaları geliştirmemiz ve buna göre yol almamız gerekiyor. İnsanların bakım ihtiyacı artacak, kronik hastalıklar daha sık görülecek ve aynı zamanda bakım ihtiyacı ile kronik hastalıklardan kaynaklanan bir maliyet yükü ortaya çıkacak. Türkiye’de nüfus artış hızında da bir gerileme söz konusu. Çocuk sahibi olma oranları azalıyor. Dolayısıyla yaşlanan nüfusa bakım verecek insanlara duyulan ihtiyaç da artacak. O yüzden bu alanlarda ilerlemek gerekiyor. Bu durum yükseköğretim için de, sağlık sistemi için de, sosyal güvence sistemi için de geçerli. Bireysel sorumluluk açısından da yaşlandığımızda bakım ihtiyacımızın olabileceğini bilerek hareket etmemiz gerekiyor.

Özellikle yaklaşık 20-30 yıl sonra kentlerde yaşayan, çoğunluğu 65 yaşın üzerinde olan daha yaşlı bir nüfusla karşı karşıya kalacağız. Kırsalda ise şu anda yaklaşık yüzde 8'lik bir nüfus bulunuyor ve bunun önemli bir bölümünü yaşlılar oluşturuyor. İnsanların yaşlandıkça gelir elde etme gücü de düşecek ve ekonomik güçlükler yaşayabilecekler. O zaman sağlıklı yaşlanmak için hastalıkların erken tanısı ve kontrolü gerekiyor. Şu anda farklı yaş grupları için zaten tarama programları var. Kanserler başta olmak üzere kronik hastalıklar, hipertansiyon, diyabet ve osteoartroz gibi sorunlar daha çok 40 yaşından sonra ortaya çıkıyor. Bu nedenle 40 yaşından sonra yapılacak taramalarla birlikte yaşlılığa hazırlık dönemini oluşturmak gerekiyor.

İnsan ömrü uzuyor, fiziksel olarak çok göstermese de yaş belli bir noktaya geliyor. Bu açıdan da insanların da bilinçli olması gerekiyor. Sadece kişisel, bireysel hastalıklar değil, uzun vadede baktığımızda genetik tarama modelleri söz konusu olacak ve bunun yanı sıra çevresel ve mesleki maruziyetleri daha çok hissedeceğiz. Örneğin büyükşehirde yaşayan insanlar, özellikle çanak kısmında yaşayan insanlara baktığımızda bu sefer hava kirliliğinin etkilerinin daha çok olduğunu görüyoruz. Her ne kadar ülkemizin çoğu yerinde doğal gaz kullanımı söz konusu olsa da endüstriyel gazların maruziyetiyle, solunmasıyla beraber çevresel sorunlar karşımıza çıkabiliyor. Yakın zamanda Asya’da bunun örneklerini gördük. Seller, çığlar ve benzeri olaylardan kaynaklanan çevre sağlığı sorunları gündemde. İklim değişikliğinin tarım üzerinde oluşturduğu bazı riskler de söz konusu. Tarımda temel gıdaların azalmasıyla birlikte insanların gıda ihtiyacının karşılanmasına ilişkin sorunlar ortaya çıkabilir. Bunlara dikkat etmek gerekiyor.

Meslek hastalıkları yönünden konuşmak gerekirse daha çok ağır madenlerde çalışan insanların sağlık sorunları söz konusuyken, madencilerin, taşıma işçilerinin, hamalların sağlık sorunu söz konusuyken şimdi örneğin ofiste çalışmanın getirdiği hareketsiz yaşam, evden çalışmanın getirdiği uzun süre uzanmış çalışma ve buna bağlı risk faktörleri de bu sefer karşımıza çıkıyor. 2050'den sonra daha da başka bir dünyada olacağımızı, buna benzer ve daha çok artan yaşlı, ortaya çıkan kronik hastalıklarla karşı karşıya olacağımızı söylemek mümkün.

Tabii bu arada, yakın zamanda yaşadığımız koronavirüs pandemisi gibi yeni ve yeniden ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların her zaman görülmesi söz konusu. Dünya Sağlık Örgütünün Hastalık X senaryosu var. Bu, koronavirüs için hazırlanmış bir senaryo değil; gelecekte ortaya çıkabilecek, henüz bilinmeyen bir hastalığı ifade eden bir senaryo. Bir yandan yaşlanan toplum, azalan iş gücü, artan maliyetler, artan kronik hastalıklar söz konusuyken bir yandan da yeni ve yeniden görülen bulaşıcı hastalıklar ve çevre sağlığı riskleriyle karşı karşıyayız. Bu karamsar bir yaklaşım değil. Bu, hazırlıklı olmayı, güvenlik kültürünü öngören bir yaklaşım aslında. Halk sağlığı disiplini de o yüzden önümüzdeki dönemde tüm bu risklere yönelik yaklaşımlar geliştirmesi gerekiyor.

Türkiye'de uygulanan toplum temelli kanser taramalarında hangi kanser türleri taranıyor? Kimlerin hangi dönemlerde bu taramalara başvurması gerekiyor?

Türkiye'de kadınlar ve erkekler için iki program var. Aslında kadınlar üç programın paydaşı. Kadınlarımız için özellikle meme kanseri ve serviks kanseri taramaları söz konusu. Aynı zamanda kadınlarımız ve erkeklerimiz için de gaitada gizli kan ve kolonoskopi taramaları yapılıyor.

Burada aile hekimlerimiz gerçekten çok özverili çalışıyor. Aile hekimlerimizin yönlendirmesi çok önemli. Çünkü, kanserlerin bir bölümünde, özellikle meme ve kolon kanserlerinde genetik yatkınlık söz konusu. Bu durumda özellikle ailesinde meme kanseri olanlarda tarama programları daha erken yaşlara çekilebilir. Ailesinde kolon kanseri olanlarda, özellikle erken yaşta veya birden fazla kolon kanseri vakası bulunanlarda da tarama programları daha erken başlayabilir.

Ama genel olarak baktığımızda, 30'lu yaşlarda başlayan programlar 40, 50, 60 yaşlarına kadar devam edebiliyor. Yine bu, kişinin doktorunun tavsiyesine göre değişiyor. Bunlarla ilgili insanlara bilgi vermek istiyorsak en doğrusu, aile hekimlerine başvurmaları ve Sağlık Bakanlığımızın sistemi üzerinden bu tarama programlarına dahil olmalarıdır. Devletimiz bu tarama programlarını ücretsiz yapıyor. Mamografi, servikal örnekleme ve gaitada gizli kan testi ücretsiz olarak yapılıyor. Bu hizmetlere erişim çok önemli. Bu hizmetler ülkenin her yerinde sunuluyor. Vatandaşlarımızın 30 yaşından sonra bu tarama programlarını takip etmeleri gerektiğini bilmeleri önemli.

Kaynak: Medimagazin