İddiaya göre, Ankara’da bir özel hastanede gerçekleştirilen anjiyo işlemi sonrası hastada kalıcı nörolojik hasar oluştu. Sağlık Bakanlığının soruşturma izni vermemesi üzerine hasta yakınları, "hak ihlali" gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuruda bulundu.
Emekli öğretmen ve bestekar Hatice Ümit Sarıoğlu'na, 16
Kasım 2022’de göğüs ağrısı şikayetiyle başvurduğu özel hastanede anjiyo işlemi
yapıldı. Sarıoğlu, 4 saat sonra kardiyak arrest geçirdi ve kalbinin etrafında
gelişen kanama nedeniyle hayati tehlike atlattı. 9 gün yoğun bakımda kalan
Sarıoğlu'nda kalıcı nörolojik hasarlar oluştu. Sarıoğlu'nun çocukları Yusuf ve
Levent Gürsel, yanlış tedavi uygulandığı iddiasıyla işlemi yapan doktor
hakkında suç duyurusunda bulundu. Ancak Sağlık Bakanlığı, soruşturma izni vermedi.
Savcılık, Ankara Bölge İdare Mahkemesine başvurarak, Sağlık
Bakanlığının kararının kaldırılmasını talep etti. İdare mahkemesinin de ret
kararı vermesi üzerine Gürsel kardeşler, Anayasa Mahkemesine hak ihlali
iddiasıyla bireysel başvuruda bulundu. Kardeşler ayrıca Ankara 2'nci Tüketici
Mahkemesi'nde de 1 milyon 250 bin TL'lik maddi ve manevi tazminat davası açtı.
“Doğrudan anjiyo
önerisinde bulundu”
Sarıoğlu'nun oğlu Yusuf Gürsel, "Annemizi 2022 yılının
Kasım ayında göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye götürdük. Hekim annemi gördü,
göğüs hastalıklarına sevk etmeden doğrudan anjiyo önerisinde bulundu. Biz de
hekime güvendiğimiz için hemen anjiyoya alınmasını kabul ettik. Anjiyo yapıldı,
kalpte herhangi bir bulguya rastlanmadı. Annem odasına çıkarıldı ve yaklaşık 4
saat odada kaldı. Bu süre boyunca göğüs ağrısı şikayeti devam etti. Durumu
defalarca hekime ilettik ancak ciddiye alınmadı. Hekim odaya geldiğinde sadece
mide koruyucu vererek ayrıldı. 4'üncü saatin sonunda annem tıbbi olarak
kardiyak arrest olarak tanımlanan, kalp ve solunumun durduğu bir tablo yaşadı.
Annem tıbben öldü. Hastanede mavi kod verildi ve kalp masajı ile yapılan
müdahaleler sonucunda yeniden hayata döndürüldü. Olaydan sonra hekimin bize
yaptığı açıklamada, anjiyo sırasında kalbin çizilmesine bağlı olarak kanama
meydana geldiğini, bu kanamanın kalbin etrafını doldurması nedeniyle kalbin
durduğunu söyledi. 9 günlük yoğun bakım sürecinin ardından annem tamamen
iyileştiği söylenerek taburcu edildi." dedi.
"Basit bir tanı
yöntemi olan anjiyonun..."
Yusuf Gürsel, 1 hafta sonra kontrole gittiklerini, sorun
olmadığı söylenerek eve döndüklerini söyleyerek, "Ertesi gün aynı olay
annemin başına yeniden geldi. Daha sonra anlaşıldı ki kalpteki kanama aslında
hiç durmamıştı. Hekim 2 kez bu kanamayı fark etmeyerek, annemin hayatını riske
atmış oldu. Annem tekrar yoğun bakıma alındı. Bu süreçte hastanede 'AF-F'
olarak adlandırılan, ölümcül olabilen başka bir tablo yaşadı. Kan değişimleri
yapıldı ancak bu süreçlerin hiçbirinden tarafımıza bilgi verilmedi. Sonrasında
annem tekrar taburcu edildi ancak ciddi nörolojik hasarlar oluştu. Şu an annem
hayattan kopmuş durumdadır. Basit bir tanı yöntemi olan anjiyonun, hekimin
yetersizliği nedeniyle annemi bu hale getirdiğini düşünüyoruz." dedi.
3 yıldır hukuki mücadele verdiklerini aktaran Yusuf Gürsel,
"Ankara Tabip Odası ilk aşamada soruşturmaya gerek olmadığına karar verdi.
İtirazımız üzerine Tabipler Birliği Onur Kurulu 9’a 9 oy birliğiyle soruşturma
açılması gerektiğine karar verdi. Ankara Cumhuriyet Savcılığı da doktor
hakkında soruşturma yapılması gerektiğini belirtti; ancak Sağlık Bakanlığı
soruşturma izni vermedi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine başvurduk. Şu anda
hem Tüketici Mahkemesi’nde hem de Anayasa Mahkemesinde süreç devam ediyor"
dedi.
“Sürecin takipçisi
olacağız”
Avukat İbrahim Or da İdare Mahkemesi’nden sonuç alınamayınca
Anayasa Mahkemesi’ne hak ihlali iddiasıyla bireysel başvuru yaptıklarını belirterek,
"Süreç AYM'de devam etmektedir. Disiplin soruşturması da sürmektedir.
Meclise bu konuyla ilgili genel soru önergesi verilmiştir. Müvekkil açısından
telafisi mümkün olmayan zararlar oluşmuştur. Fiziksel ve hayati fonksiyon
kayıpları belgelerle sabittir. Gerekli soruşturma izni verildiği takdirde adli
sürecin sağlıklı şekilde yürütüleceğine inanıyoruz. Malpraktis davalarında
sıkça karşılaşılan 'komplikasyon' savunmasının bu dosyada yeri yoktur. Seyir
defterleri, epikrizler, video kayıtları ve imzalı belgeler olmasına rağmen
olayın inkar edilmesi kabul edilemezdir. Konuyla ilgili hem disiplinhem de adli
sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız." diye konuştu.
Hastaneden açıklama:
Doktorun eylemleri genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun
Hastaneden yapılan açıklamada ise tazminat davası kapsamında
Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasına karar verildiği belirtilerek, "Adli
Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda hastayı tedavi eden davalı doktorun
eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu,
hastanenin de somut olayda organizasyon kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.
Davacıya uygulanan tedavide tıbbi hata bulunmadığı Adli Tıp raporu ile sübuta
ermiştir. Söz konusu rapora davacı itirazda bulunmuş, yargılama devam etmektedir."
denildi.
Kaynak: DHA