Alım Gücünü Düşürerek Enflasyon Düşürülür Mü?



Enflasyonu düşürmenin yolu üretimi kısmak, vatandaşı harcamaz hâle getirmek değildir. Alım gücünü düşürerek sağlanan düşük enflasyon; toplumun refahını, sanayinin gelişimini ve devletin itibarını zedeleyen pahalı bir yöntemdir. Kalıcı çözüm; üretimi artırmak, maliyetleri düşürmek ve yerli üretimi ticarileştirmektir.

Devlet, vatandaşıyla vardır; vatandaş da devletiyle. Bu ilişki yalnızca hukukla değil, güvenle, adaletle ve ekonomik dengeyle ayakta kalır. Vatandaşın vadeli alışveriş hakkı olduğu gibi, devletin de tedariklerinde vadeli alım yapması mümkündür. Ancak devlet adına hareket edenlerin çok daha dikkatli olması gerekir. Çünkü devletin itibarı, saygınlığı ve güvenilirliği; onu temsil edenlerin davranışlarıyla şekillenir.

Geçmişte, bir hadisin sahihliği araştırılırken yalnızca söz değil, söyleyenin güvenilirliği de incelenirdi. Yedi göbek geriye gidilir, yalanla ilişkisi var mı diye bakılırdı. Devlet adamlığı da aynı hassasiyeti gerektirir. Bugün ise ne yazık ki devlet adına mal ve hizmet alan bazı kişiler; tüccarı yanıltmakta, vadelerine uymamakta, devlet gücünü arkasına alarak üreticiyi mağdur edebilmektedir. Devlet malı haczedilemezken, tüccar ayakta kalmaya zorlanmaktadır.

Bu tablo; üretimi zayıflatmakta, teknik ve teknolojik gelişimi durdurmakta, gerçek enflasyon ile açıklanan enflasyon arasındaki farkı büyütmektedir. Bugün uygulanan politikalarla, daha fazla vergi alarak ve vatandaşın alım gücünü düşürerek enflasyon kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Oysa bu, herkesin yapabileceği bir “enflasyon düşürme” yöntemidir. Harcamayan insan hata yapmaz; üretmeyen ekonomi de büyümez.

İnsanlar yaşam kalitesini artırmak için değil, hayatta kalmak için çalışır hâle gelmiştir. Rekabeti teknolojiyle değil, maliyet kısmakla sağlamaya çalışıyoruz. Bunun sonucu da hatalı üretim, pahalı tedarik ve ülke kaynaklarının israfıdır.

Çözüm nettir:

Vadeli alınan malların vadesinde ödenmesi, üretimin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve sanayinin güçlendirilmesi gerekir. Bunun için Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın gerçek anlamda eşgüdüm içinde çalışması şarttır. Bugün hâlâ kurumlar arası iletişim çağın gerisindedir; veri paylaşımı sınırlı, entegrasyon zayıftır.

Sağlık sanayisi ise ayrıca ele alınmalıdır. Savunma sanayisi nasıl stratejik bir alan olarak görülüyorsa, sağlık sanayisi bundan da önceliklidir. Sağlıksız bireylerin savunması olmaz. Bu nedenle sağlık sanayisi ya bağımsız bir yapı olmalı ya da özel bir bakanlık düzeyinde ele alınmalıdır.

Dünyadan örnek bellidir: Çin. Bir zamanlar ucuz iş gücüyle yatırım çeken Çin, bugün teknolojiyi üreten ve satan bir ülke konumundadır. Biz ise ürettiğimizi kullanmayan, ticarileştiremeyen bir yapıdayız. 1994’te MR ürettik; ticarileştiremedik. Yıllar boyunca birçok ürün geliştirdik; pazara sunamadık. Bugün büyük ölçüde montaj yapıyoruz. Oysa ortopedi ve cerrahi aletlerde dünya markası olabilecek bir potansiyelimiz var.

 Burada kritik bir noktaya dikkat çekmek gerekir:

Yerli üretimi desteklemek yalnızca üreticiye verilen teşviklerle sınırlı kalmamalıdır. Üretileni alan kamu kurumları, bu ürünleri sahada uygulayan sağlık profesyonelleri ve yerli üretimle tedavi edilen hastalar da desteklerden ve belirli ayrıcalıklardan yararlanmalıdır. Devlet; kendi ürettiğini satın alanı, uygulayanı ve bu ürünlerle tedavi edilen hastayı teşvik etmelidir. Üretim zinciri; üreten, satın alan, uygulayan ve faydalanan herkesle birlikte bir bütün olarak desteklenmelidir.

Sonuç

Enflasyon; alım gücünü düşürerek değil, üretimi artırarak düşer. Üretim maliyetlerini azaltmadan, insan kaynağını geliştirmeden, eğitimi teoriden pratiğe taşımadan kalıcı refah sağlanamaz. Bizim sorunumuz üretmek değil; ürettiğimizi ticarileştirememektir.

Yerli üretimi kullanan, uygulayan ve bundan faydalanan herkes desteklendiğinde; hem sanayi gelişir hem vatandaş kazanır hem de devlet güçlü olur. Gerçek kalkınma; üretimle, güvenle ve adaletle mümkündür.