Günümüzde yaşamın her alanında sıklıkla
karşılaşılan ‘kumar bağımlılığının artık sadece bir alışkanlıktan ibaret
olmadığı biliniyor. Yapılan çalışmalar ve araştırmalar bu durumun zararlarının
sadece maddi kayıplar olmadığını ve etki alanın da sadece eylemi gerçekleştiren
kişi olmadığını da ortaya koyuyor.
Ayrıca, son günlerde kamuoyunu meşgul eden ve soruşturma kapsamında ele alınan bir konunun da dolaylı olarak ‘kumar bağımlılığına’ bağlanması, toplumsal bilgi ve farkındalık ihtiyacını bir kez daha açığa çıkardı. Özellikle kamuoyuna mal olmuş bir ismin uzun yıllara dayanan ‘bağımlılık’ öyküsü ve iyilik adı ile yapılanlar karşısında sergilenen damgalayıcı yaklaşım, benzer sorunları yaşayan bireylerin yaşadıklarını gizlemesine ve profesyonel yardım almaktan çekinmesine yol açıyor.
Konuyla ilgili değerlendirme yapan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata: “Kumar bağımlılığında tedavinin önündeki önemli engellerden biri bağımlılığın kişinin kimliğiyle özdeşleştirilmesi ve kişiler ile ailelerinin damgalanacağı düşüncesiyle yaşanan sorunları gizlemesi, yardım aramayı ertelemesidir. Bağımlılığın değişmez bir kişilik özelliği ya da “iflah olmazlık” olarak ele alınması, kişide iyileşmeye dair umudunu azaltabilir, suçluluk ve utanç duygularını arttırarak sorunun daha uzun süre saklanmasına neden olabilir. Bu nedenle hem tedavi sürecinde hem de toplumsal dilde bireyi “kumarbaz” gibi bağımlılığı ile tanımlayan ifadelerden kaçınmak ve insanı merkeze alan ifadeler kullanmak önemlidir.” diyor.
Dünya Sağlık Örgütü, kumar bağımlılığının yol açtığı zararların finansal kayıplarla sınırlı olmadığını, ilişki sorunları, aile içi çatışmalar, damgalanma ve yakınların yaşamında ortaya çıkan ekonomik ve psikolojik güçlükleri de kapsadığını belirtiyor. Bu nedenle kumar bağımlılığını yalnızca “ne kadar kaybetti?” sorusuyla değerlendirmek, sorunun önemli bir kısmını görünmez kılıyor.
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel, kumar bağımlılığı konusunu ‘İnsanlar kaybedeceklerini bildikleri halde neden oynuyorlar?’ sorusu çerçevesinde ele alıyor. Prof. Dr. Ögel; “Kumar ve bahis bağımlılığında beyin ve öncelikleri değişir. Beyin yanlış olsa da her şeyden önce kumar ve bahise önem vermeye başlar. Bunun en önemli nedeni, beynin dopamin beklentisidir. Yani konu aslında kazanmak değil, kazanma ihtimalidir. Dopamin beklentisi, diğer tüm önceliklerin önüne geçer. Beyin artık hesaplayamaz, plan yapamaz, muhakeme edemez. Bu durum beynin yapısal değişikliğinden kaynaklanır. Bilimsel olarak söyleyecek olursak; beynin striatum beklentisinde dopamin beklentisi artar, bunun sonucu prefrontal korteks’de öncelikleri belirleme bozulur. Bu değişiklikler; kumar bağımlılarının yüzde 90’unda görülür. Bunu ölçen psikolojik testlerde, kumar bağımlılarında kumar bağımlısı olmayanlara oranla yüzde 40 daha fazla bozulma saptanıyor. Beynin aktivasyonunda ise yüzde 30 düşüş gözleniyor.” dedi.
Konuyla konuşan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata ise kumar bağımlılığını çok boyutlu bir bozukluk olarak tanımlıyor: “Kumar oynama sürecinde artan maddi ve manevi kayıplar, kişiyi tek başına bir kördüğümü çözme mücadelesi içinde hissettirir. Dışarıya karşı “her şey yolunda” maskesi için harcanan yoğun bir zihinsel çaba görülür. Bu durum, zamanla bireylerde duygusal tükenmişlik ve yorgunluğa yol açar. Beraberinde, uyku sorunları, kaygı bozuklukları, depresyon, duygu dalgalanmaları ve kimi zaman intihar düşünceleri görülebilir.”
“Bağımlılık Bir Aile Hastalığıdır”
Klinik Psikoloğu Elif Sena Özata, bağımlılığın bir aile hastalığı olduğuna dikkat çekiyor. Klinik Psikolog Özata, “Kumarın sonuçları çoğu zaman kişinin çevresinde görünmeyen dalgalarla yayılır. Eşler, çocuklar, ebeveynler ve diğer yakınlar da finansal belirsizliğin, bozulan güvenin ve tekrar eden krizlerin içinde yaşamaya başlayabilir. Kumar davranışı bir kişiye ait olsa da ortaya çıkan sonuçlar aile bütçesini, ev içindeki duygusal güvenliği, ilişkilerdeki rolleri ve geleceğe ilişkin ortak planları etkileyebilir. Bu nedenle, bağımlılık bir aile hastalığıdır ve tedavi sürecine yalnızca oynayan değil, etkilenen yakınların da katılması önemlidir. Öncelikle kişiyi bağımlılığın sonuçlarından her defasında korumaya çalışmak, iyi niyetle yapılsa bile farkında olmadan döngünün sürmesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle sınırların açıkça belirlenmesi ve profesyonel yardım alınması önemlidir.” diyor.
“Bağımlılıkta İyileşme Kumarın Bırakılması
İle Sınırlı Değil”
Kumar bağımlılığında iyileşmenin sadece
kumarın bırakılmasıyla sınırlı olmadığının altını çizen Moodist Psikiyatri ve
Nöroloji Hastanesi Klinik Psikolog Elif Sena Özata; “Tedavi, kumar oynama
davranışını sürdüren düşünce, duygu ve koşulların anlaşılmasını, riskli
durumlarla baş etme becerilerinin geliştirilmesini ve yaşamın yeniden
yapılandırılmasını hedefler. Tedavinin başında, kişi ve ailesine bağımlılık
hakkında bilgilendirme sağlanmalı ve yaklaşım biçimlerinin etkisi
vurgulanmadır. Süreçte yaşanan zorlanmalar ya da yeniden oynama durumları da
kişinin değişmeyeceğinin kanıtı olarak değil, tedavi planın yeniden
değerlendirilmesi gerektiren durumlar olarak ele alınmalıdır. Yeniden oynama
sonrasında kişiyi suçlamak veya tedavinin başarısız olduğunu düşünmek yerine,
bu duruma hangi tetikleyicilerin ve koşulların yol açtığını inceleyerek
koruyucu plan güçlendirilmelidir. Bu yaklaşım, kişilerin sorunlarını daha erken
paylaşabilmesini ve profesyonel desteğe daha güvenli biçimde ulaşabilmesini
kolaylaştırabilir.
Bağımlılık sürecinde kişinin iradesini
kullanamadığını dile getiren Prof. Dr. Kültegin Ögel de tedavi hakkında:
“Bağımlı olduktan sonra verilen sözlere güven olmaz. Kişi iradesini kullanamaz.
Kararlarının arkasında duramaz. Çünkü artık her şey bozulan beynin kontrolü
altındadır. Bu nedenle, zorunlu kısıtlamalar iyileşme için şarttır. İlaçlar bu
bozulmayı zararsız hale getirmek için yararlıdır. Psikoterapi ise, kişinin bu
hatalı düşüncelerini görmesine ve bunlarla başa çıkma yollarını öğrenmesine
yardımcı olur.” dedi.