Vatandaş şu soruların cevabını açık biçimde görebilmelidir:
Kaç yıl çalıştım?
Kaç gün prim ödedim?
Hangi kazanç üzerinden prim ödedim?
Toplam ne kadar prim yükü taşıdım?
Yaptığım iş ne kadar yıpratıcıydı?
Bunun karşılığında neden bu emekli aylığını alıyorum?
Özellikle kendi primini yıllarca ödeyen esnaf ve KOBİ
sahibinin verdiği primle emeklilikte elde ettiği hak arasındaki ilişkiyi
sorgulaması doğaldır.
Sosyal güvenlik toplumsal dayanışmayı içerir.
Ancak; dayanışma hakkaniyetin alternatifi değildir.
Çok çalışan, uzun süre prim ödeyen ve yüksek kazanç
üzerinden prim yatıran vatandaş bunun emekliliğine nasıl yansıdığını
anlayabilmelidir.
PRİM GÜNÜ DOLDUĞUNDA EMEĞİN DEĞERİ BİTMEMELİ
Benim özellikle sorguladığım noktalardan biri de
budur.
Devlet bir vatandaşına;“Şu kadar gün prim öde, şu yaşa
geldiğinde emekli olabilirsin.”
diyorsa, o vatandaş gerekli prim gününü tamamladıktan
sonra yıllarca çalışmaya ve prim ödemeye devam ettiğinde ne olacaktır?
Mevcut sistemde bu ilave günler tamamen yok
sayılmıyor.
Ancak benim itirazım şu: Gerekli prim gününü
doldurduktan sonra on yıl daha çalışan insanın ilave on yılı neden daha güçlü
bir hakkaniyet katsayısıyla değerlendirilmesin?
Bir insan emeklilik için gerekli prim gününü erken
yaşlarda tamamlayabilir.
Fakat yaş şartını beklerken beş yıl, on yıl, hatta
daha uzun süre çalışmaya ve prim ödemeye devam edebilir.
Devlet bu primleri almaya devam eder.
O halde vatandaşın şu soruyu sorması son derece
doğaldır “Zorunlu olarak tamamlamam gereken prim gününden sonra ödediğim
ilave primlerin benim emeklilik hakkıma özel karşılığı nedir?”
Ben kendi hayatımdan da bunun örneğini görüyorum.
Çocuklarım küçük yaşlarda yaptığım haber
çalışmalarında yer aldılar ve o dönemden itibaren sosyal güvenlik primlerinin
düzenli yatırılmasına önem verdim.
Bugün gerekli prim günlerini tamamlamış olmalarına
rağmen çalışma hayatları devam ediyor ve yaş şartını beklerken prim ödemeye de
devam ediyorlar.
Burada kişisel örnekten daha önemli olan milyonlarca
insanı ilgilendiren ilkedir:
Prim günü tamamlandıktan sonraki çalışma süresi sosyal
güvenlik sisteminde daha güçlü biçimde değer kazanmalıdır.
Örneğin gerekli prim gününden sonraki ilave çalışma
yılları için daha yüksek aylık bağlama katsayıları tartışılabilir.
İlk beş yıl için ayrı,
ikinci beş yıl için daha yüksek,
uzun süreli çalışma için daha yüksek bir katkı oranı
oluşturulabilir.
Böylece vatandaş şunu bilir:
“Çalışmaya devam edersem yalnızca SGK'ya prim
ödemiyorum; kendi emeklilik hakkımı da güçlendiriyorum.”
İşte benim aradığım hakkaniyet budur.
UZUN YILLAR ÜRETEN İNSANIN EMEĞİ DE GÖRÜLMELİ
Bazı mesleklerde bilgi ve tecrübe yaş ilerledikçe
değerini kaybetmez, aksine artabilir.
Öğretim üyeleri, hekimler, bilim insanları,
mühendisler, hukukçular ve çeşitli uzmanlık mesleklerinde insanlar 70'li
yaşlarında dahi üretmeye devam edebiliyor.
Bir öğretim üyesi yıllarca bilim üretiyorsa; bir hekim
bilgi ve tecrübesiyle hastasına hizmet vermeye devam ediyorsa; bir uzman
gençleri yetiştiriyorsa;
bu ilave çalışma yıllarının sosyal güvenlik sisteminde
daha güçlü bir karşılığı neden olmasın?
Elbette maden işçisiyle öğretim üyesini aynı çalışma
şartları içinde değerlendiremeyiz.
Benim savunduğum sistem zaten tam tersini söylüyor:
İşi ölçelim.
Yıpranmayı ölçelim.
Sağlık riskini ölçelim.
Bilgi ve tecrübeyi ölçelim.
Sonra hakkını verelim.
Ağır ve yıpratıcı işte çalışan gerekiyorsa daha erken
emekli olsun.
Sağlığı, bilgisi ve tecrübesiyle üretmeye devam eden
insan da çalıştığı her ilave yılın karşılığını daha güçlü bir emeklilik hakkı
olarak görebilsin.
Erken yıprananın hakkını koruyalım, uzun süre üretmeye
devam edenin katkısını da karşılıksız bırakmayalım.
PRİM ALINIYORSA KARŞILIĞI DA GÖRÜLMELİ
Emeklilikten sonra çalışmaya devam edenlerin durumu da
yeniden değerlendirilmelidir.
Sosyal güvenlik destek primi veya başka bir ad altında
vatandaştan prim alınıyorsa vatandaş bunun hangi hakkına karşılık geldiğini
açık biçimde görebilmelidir.
Benim itirazım burada da aynıdır:
Prim alınıyorsa karşılığı anlaşılabilir olmalıdır.
Devlet vatandaştan; prim, vergi, çalışma ve üretim
bekliyorsa, vatandaş da bunun kendi sosyal güvenlik hakkına nasıl yansıdığını
bilmelidir.
Sosyal güvenlik bir dayanışma sistemidir.
Fakat dayanışma; daha fazla katkı yapanın katkısını
görünmez hale getirmek anlamına gelmemelidir.
Dayanışmayı korurken katkıyı da ödüllendirebiliriz.
KANUN VATANDAŞA YÜKÜMLÜLÜK GETİRİRKEN HAKKINI DA
KORUMALI
Kanun yalnızca kişinin bireysel menfaatini korumak
için yapılmaz.
Kamu yararını, toplumsal dengeyi, kuşaklar arası
dayanışmayı ve sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğini de korumak
zorundadır.
Ama kanunun başka bir görevi daha vardır: Vatandaşın
hakkını korumak.
Devlet; “Primini öde.” diyorsa, vatandaş da; “Ödedim,
bunun benim hakkıma karşılığı nedir?” diye sorabilmelidir. “Daha uzun
çalış. ”diyorsa, vatandaş; “Çalıştım, bunun emekliliğime karşılığı nedir?”
diye sorabilmelidir.
“Daha yüksek kazanç üzerinden prim öde. ”diyorsa,
vatandaş; “Ödedim, bunun emekli aylığımda karşılığı nedir?” diye
sorabilmelidir.
Sosyal güvenlik reformunun yeni aşamasında temel soru
bu olmalıdır:
Devletin aldığı prim ile vatandaşın elde ettiği hak
arasında daha açık, daha anlaşılır ve daha hakkaniyetli bir bağ nasıl
kurulabilir?