Stanford Tıp Fakültesi ve VA Palo Alto Health Care System araştırmacıları tarafından geliştirilen yeni bir idrar testinin, mesane kanserinin tanısında, tedavi yanıtının izlenmesinde ve hangi tedaviden yarar sağlanabileceğinin öngörülmesinde kullanılabileceği bildirildi.

Nature Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, uRARE-seq adı verilen yöntemin idrarda tümör hücrelerinden salınan hücresiz RNA parçalarını analiz ettiği belirtildi.

Araştırmacılara göre yöntemin önemli farkı, birçok sıvı biyopsi yönteminde olduğu gibi kansere bağlı DNA mutasyonlarını aramak yerine RNA mesajlarını incelemesi.

RNA, hücrelerin hangi genleri aktif olarak kullandığını gösterdiğinden, test yalnızca tümörün varlığına değil, tümörün biyolojik özelliklerine ilişkin de bilgi sağlayabiliyor.

Stanford Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Profesörü Maximilian Diehn, idrardaki tümör DNA'sının kanserin mevcut olup olmadığını gösterebildiğini, RNA analizinin ise kanser hücrelerinin ne yaptıklarına ilişkin de bilgi sağlayabileceğini belirtti.

683 idrar örneği incelendi

Araştırmada hastalar ve sağlıklı gönüllülerden elde edilen toplam 683 idrar örneği değerlendirildi.

uRARE-seq yöntemi, lokalize mesane kanseri bulunan kişilerin yüzde 95’ini doğru şekilde tespit ederken, kanseri bulunmayan kişilerin yüzde 90’ını doğru şekilde negatif olarak sınıflandırdı.

Araştırmacılar testin, standart idrar sitolojisi ile DNA temelli bir idrar testinden daha iyi performans gösterdiğini bildirdi. Test ayrıca cerrahi ve BCG immünoterapisinin ardından kalan hastalık bulgularını da tespit edebildi.

Tedavi yanıtını da öngörebilir

Çalışmada testin yalnızca tanı amacıyla değil, tedavi seçiminin yönlendirilmesinde de kullanılabileceğine işaret eden bulgular elde edildi.

Mesane kanserinde cerrahinin ardından bazı hastalara, bağışıklık sistemini tümör hücrelerine karşı harekete geçirmek amacıyla Bacillus Calmette-Guérin (BCG) tedavisi uygulanıyor. Ancak tedavi her hastada etkili olmuyor.

Araştırmacılar, BCG tedavisine daha sonra yanıt veren hastaların tedavi öncesindeki idrar örneklerinde T hücreleri ve bağışıklık sistemi sinyalleriyle ilişkili genlere ait RNA mesajlarının daha yoğun olduğunu belirledi.

BCG'ye yanıt vermeyen hastalarda ise hızlı çoğalan tümör hücreleriyle ilişkili RNA özellikleri öne çıktı.

Bu verilerden yararlanan araştırmacılar, tümörlerin immünoterapiye mi yoksa kemoterapiye mi yanıt verme olasılığının daha yüksek olduğunu öngörmek üzere bir biyobelirteç geliştirdi.

Daha büyük çalışmalarda doğrulanacak

Araştırmacılar, yöntemin klinik uygulamaya girebilmesi için daha geniş hasta gruplarında ve birden fazla merkezde yürütülecek prospektif çalışmalarla doğrulanması gerektiğini belirtti.

Çalışmanın yazarlarından Üroloji Profesörü Joseph Liao, mesane kanserinin izleminde halen önerilen ya da onaylanmış bir biyobelirteç bulunmadığına dikkati çekerek, tedavi seçimlerinin daha iyi yönlendirilmesinin hem hastalar hem de klinisyenler açısından önemli olabileceğini ifade etti.

Araştırmacıların sonraki hedefi, uRARE-seq yöntemini çok merkezli çalışmalarda değerlendirerek mesane kanserinde kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkısını ortaya koymak.

Kaynak: Medimagazin