Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada, astım atağı sırasında hayatını kaybeden kişilerin yalnızca akciğerlerinde değil, bağırsaklarla ilişkili lenf düğümlerinde de farklı bağışıklık örüntüleri saptandı.

Astım atağı sırasında ölümcül tablo esas olarak akciğerlerde ortaya çıkıyor. Hava yollarının çevresindeki kaslar kasılıyor, hava yolu duvarı şişiyor ve artan mukus hava geçişini daha da daraltıyor.

Ancak yeni bir çalışma, ağır ve ölümcül astımda bağışıklık sistemindeki değişikliklerin yalnızca akciğerlerle sınırlı olmayabileceğine işaret etti.

Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada, astım atağı sırasında hayatını kaybeden kişilerin farklı organlarından alınan dokular incelendi. Araştırmacılar, akciğerlerin yanı sıra bağırsaklarla ilişkili lenf düğümlerinde de belirgin bağışıklık değişiklikleri saptadı.

Bulgular, ölümcül bir astım atağına zemin hazırlayan bağışıklık süreçlerinin vücudun farklı bölgelerinde de gelişebileceği olasılığını gündeme getirdi.

695 organ bağışçısının dokuları incelendi

Columbia Üniversitesinden immünologlar Yoonseung Lee ve Donna Farber liderliğindeki ekip, 2012 ile 2025 yılları arasında 695 organ bağışçısından alınan örnekleri analiz etti.

Bu kişilerin 41'i astım atağı sırasında hayatını kaybetmişti. 78 kişinin astımı bulunmasına rağmen ölüm nedeni astımla ilişkili değildi. Kalan 576 kişide ise kayıtlı bir astım öyküsü bulunmuyordu.

Araştırmacılar bu sayede bağışıklık sisteminin farklı dokulardaki durumunu aynı anda karşılaştırma imkânı buldu.

Ölümcül astım grubunda IgE düzeyleri yüksekti

Araştırmada dikkat çeken ilk bulgulardan biri, alerjik reaksiyonlarda rol oynayan immünoglobulin E, yani IgE ile ilgiliydi.

IgE, bağışıklık sisteminin polen veya ev tozu akarları gibi normalde zararsız maddeleri tehdit olarak algılaması durumunda mast hücrelerini aktive edebiliyor. Bu süreç inflamasyon ve mukus üretimini artırabiliyor.

IgE düzeyi ölçülen ölümcül astım vakalarının tamamında değerlerin referans sınırının üzerinde olduğu görüldü.

Bu bulgu, diğer bağışıklık verileriyle birlikte değerlendirildiğinde güçlü bir tip 2 inflamasyon örüntüsüne işaret etti.

Akciğerlerde inflamasyonu artırabilen hücreler daha fazlaydı

Astım atağı sırasında hayatını kaybeden kişilerin akciğerlerinde tip 2 yardımcı T hücreleri, tip 2 doğuştan lenfoid hücreler ve mast hücrelerinin oranının daha yüksek olduğu saptandı.

Bu hücrelerin aşırı aktif olması, zaten daralmış durumda olan hava yollarında şişliği ve mukus üretimini artırabiliyor.

Araştırmacılar daha sonra bağışıklık hücrelerinin bir araya gelerek yanıtlarını organize ettiği lenf düğümlerini inceledi.

En dikkat çekici değişikliklerden biri bağırsakla ilişkili lenf düğümlerinde görüldü

Araştırmacı Yoonseung Lee, en şaşırtıcı bulgulardan birinin bağışıklık anormalliklerinin nerede ortaya çıktığı olduğunu belirtti.

Lee, akciğerlerde güçlü bir bağışıklık sinyali beklediklerini ancak hem akciğerlerle hem de bağırsaklarla ilişkili lenf düğümlerinde belirgin farklılıklar gördüklerini ifade etti.

Ölümcül astım vakalarında, mukozayla ilişkili lenf düğümlerinde hafıza T ve B hücrelerinin astımı olmayan kişilere göre daha erken yaşlarda biriktiği görüldü.

Araştırmacılara göre bu durum, ölümcül astımda normalde yaşlanmayla ilişkilendirilen bazı bağışıklık değişikliklerinin daha erken ortaya çıkabileceğine işaret ediyor olabilir.

Hafıza hücreleri, bağışıklık sisteminin daha önce karşılaştığı maddeleri hatırlamasını ve tekrar karşılaştığında daha hızlı yanıt vermesini sağlıyor.

Ancak astımda bağışıklık sistemi zararsız maddelere de aşırı tepki verebildiği için, hafıza hücrelerindeki artışın gereksiz inflamatuvar yanıtın daha hızlı veya daha uzun süreli ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor.

Bağışıklık sisteminin “fren” hücreleri azaldı

Akciğerlerle ilişkili lenf düğümlerinde, aşırı bağışıklık yanıtlarını baskılamaya yardımcı olan düzenleyici T hücrelerinin, yani Treg'lerin de belirgin biçimde daha az olduğu görüldü.

Bu azalma yalnızca ölümcül astım vakalarında değil, astımı bulunan ancak başka nedenlerle hayatını kaybeden kişilerde de saptandı.

Lee'ye göre bu durum, Treg hücrelerindeki azalmanın yalnızca ölümcül atağın son aşamasına değil, astım hastalığının kendisine bağlı olabileceğini düşündürüyor.

Araştırmacılar bu tabloyu, bağışıklık sisteminin “gaz pedalının” daha güçlü, “freninin” ise daha zayıf çalışmasına benzetiyor.

Bağırsak bağlantısı ne anlama geliyor?

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, ölümcül astım vakalarında akciğerlerdeki bağışıklık hücreleri ile bağırsaklarla ilişkili lenf düğümlerindeki bağışıklık yanıtları arasında, astımı olmayan kişilere göre daha fazla ilişki bulunması oldu.

Bu örüntü, astım atağına katkıda bulunan bazı bağışıklık olaylarının yalnızca akciğerlerle sınırlı olmayabileceği ve bağırsak çevresindeki lenfoid dokularda da gelişebileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Ancak araştırmacılar bunun yalnızca bir ilişki olduğunu özellikle vurguluyor.

Çalışma, bağışıklık yanıtının nerede başladığını veya hücrelerin dokular arasında nasıl hareket ettiğini göstermiyor.

“Gıda veya bağırsak bakterileri ölümcül astıma yol açıyor” anlamına gelmiyor

Daha önceki bazı araştırmalarda, yaşamın erken dönemlerinde bağırsakta bulunan belirli bakteriler ile ilerleyen yıllarda astım gelişme riski arasında ilişkiler saptanmıştı.

Ancak bu çalışma bağırsak bakterilerini, beslenmeyi veya sindirim sistemi sağlığını incelemedi.

Araştırmadaki “bağırsak bağlantısı”, bağırsakların yakınındaki lenf düğümlerinde bulunan bağışıklık hücreleriyle ilgili.

Dolayısıyla bulgular, belirli bir gıdanın, beslenme biçiminin veya bağırsak mikrobunun ölümcül astım atağını tetiklediğini göstermiyor.

Nedensellik henüz bilinmiyor

Çalışmanın önemli sınırlılıkları da bulunuyor.

Her bağışçıdan yalnızca tek bir zaman noktasında alınan örnekler incelendiği için bağışıklık değişikliklerinin atağın öncesinde mi geliştiği, yoksa ölümcül atağın sonucu mu olduğu belirlenemedi.

Astım atağı sırasında hayatını kaybeden grubun görece küçük olması da sonuçların yorumlanmasını sınırlandırıyor.

Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkileri olabilen kortikosteroid kullanımına ilişkin veriler araştırmacıların elinde bulunmuyordu.

Araştırmacılar, gelecekte yapılacak transkriptomik ve mekânsal analizlerin bu süreçlerde rol oynayan moleküler yolları ve hücreler arası etkileşimleri daha ayrıntılı ortaya çıkarabileceğini belirtti.

Bulgular şu aşamada yeni bir tanı testi veya tedavi seçeneği sunmuyor.

Araştırmacılara göre ölümcül astımın son krizi akciğerlerde yaşansa da, bağışıklık sisteminin bu tabloya zemin hazırlayan süreçleri vücudun başka bölgelerinde daha önceden şekilleniyor olabilir.

Kaynak: Medimagazin