Skip to content
  • 26.05.2026
  • Künye
  • Iletisim
  • Gizlilik

Sağlık Gazetesi

Günlük Sektörel Haberler

  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • Gündem
  • Kamu
  • Ekonomi
  • Bilim
  • Eğitim
  • İnsan Kaynakları Duyuruları
Sağlık Ekonomisi

Güven Kaybedilince Siyaset Ne Kaybeder?

26.05.2026

Türkiye’de siyasetin giderek bir “hizmet alanı” olmaktan çıkıp yüksek maliyetli bir yatırım alanına dönüşmesi, toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir güven krizine yol açıyor. Özellikle son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yaşanan tartışmalar; belediye seçimlerindeki yükseliş, ardından gelen dava süreçleri, iç çekişmeler ve liderlik mücadeleleri birçok insanın aklında şu soruyu büyütüyor: Siyaset gerçekten halk için mi yapılıyor, yoksa devlet gücüne erişmenin en etkili yolu haline mi geldi? 

Bugün Türkiye’de bir belediye meclis üyeliğinden ilçe başkanlığına, daire başkanlığından belediye başkanlığına kadar uzanan birçok siyasi pozisyonun etrafında dönen ekonomik hareketlilik artık sıradan vatandaşın da dikkatini çekiyor. Çünkü insanlar şunu görüyor: Normal şartlarda yüksek maaşlı ve itibarlı bir görevde bulunan bir kişi, daha büyük maddi riskler alarak belediye başkanlığına aday oluyor. Kampanyalara büyük paralar harcanıyor, parti bağışları yapılıyor, seçim organizasyonları finanse ediliyor. Ardından seçim kazanıldığında yakın çevrenin işe alınması, belediye ihalelerinin belirli çevrelere yönelmesi ve kamu kaynaklarının “siyasi yatırımın geri dönüşü” gibi görülmesi yönündeki algı daha da güçleniyor. 

Aslında burada mesele yalnızca bir parti meselesi değil. Bu durum, Türkiye’de siyaset finansmanının yapısal sorununa işaret ediyor. Çünkü siyaset pahalı hale geldikçe, siyasete giren insan profili de değişiyor. Halkı temsil etmek isteyen sıradan yurttaş yerine, seçim sürecini finanse edebilecek ekonomik güce sahip kişiler öne çıkıyor. Böyle olunca da siyaset, doğal olarak bir temsil mekanizmasından çok bir yatırım alanına dönüşüyor.

Oysa demokrasinin özü tam tersidir. Siyasi partiler halkın örgütlenme alanı olmalıdır. İnsanlar aidat ödeyerek partilerine sahip çıkmalı, delegelerini belirlemeli, vekillerini seçmeli ve temsil mekanizması tabandan yukarı kurulmalıdır. Devletin görevi ise seçim süreçlerini ekonomik güç yarışına çevirmeden herkes için eşit hale getirmektir.

Bu nedenle seçim finansmanının tamamen şeffaf ve kamusal hale gelmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Devlet; partilere ve adaylara, temsil ettikleri nüfus, il büyüklüğü ve seçim bölgelerine göre eşit ve denetlenebilir bütçeler sağlamalıdır. Böylece adaylar, özel sermayeye veya çıkar ilişkilerine bağımlı olmadan siyaset yapabilir. Çünkü bugün siyasetin en büyük açmazlarından biri, seçimi kazananın halka mı yoksa kampanyasını finanse eden ilişki ağlarına mı borçlu olduğunun belirsizleşmesidir. 

Daha da önemlisi, usulsüzlüklerin cezalandırılması konusunda toplumun adalet duygusu büyük yara almış durumda. İnsanlar artık yalnızca soruşturma açılmasını değil, gerçek sonuçlar görmek istiyor. Japonya gibi bazı ülkelerde bir yolsuzluk iddiası bile siyasetçinin kariyerini bitirebiliyor; istifa bir erdem ve sorumluluk göstergesi sayılıyor. Türkiye’de ise çoğu zaman soruşturmalar siyasi tartışmaların içinde eriyip gidiyor, hesap verme kültürü yerleşemiyor.

Belki de asıl ihtiyaç duyulan şey, sadece yeni yasalar değil; siyasetin ahlaki anlamının yeniden tanımlanmasıdır. Devlet gücünü ele geçirmenin değil, topluma hizmet etmenin merkezi haline gelmeyen hiçbir siyasi yapı uzun vadede güven üretemez. Çünkü halkın gözünde siyaset, bir hizmet makamı olmaktan çıkıp ticari yatırım aracına dönüştüğü anda demokrasi de temsil niteliğini kaybetmeye başlar.

Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük krizlerden biri ekonomik kriz değil, güven krizidir. Ve güven; sloganlarla değil, şeffaflıkla, hesap verebilirlikle ve fedakârlık kültürüyle yeniden inşa edilir.

Sağlıklı günler dilerim...

Mustafa Daşcı

Sağlık Ekonomisi

 

Copyright © 2022 Saglik Gazetesi