Kişisel Hırslar, Toplumsal Kayıplar



Türkiye’de bugün en büyük ihtiyaçlardan biri; makamını değil sorumluluğunu düşünen insan anlayışıdır. Çünkü ister siyasette olsun, ister sivil toplumda, ister kamu yönetiminde; kişisel hırsların kurumsal hedeflerin önüne geçtiği her yerde ayrışma, kırgınlık ve güven kaybı ortaya çıkmaktadır.

Siyaset kurumu bunun en önemli örneklerinden biridir. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde yaşanan liderlik tartışmaları, yalnızca bir genel başkanlık yarışı değil; aynı zamanda siyasetin nasıl yapılması gerektiği konusunda önemli bir tartışmayı da beraberinde getirmektedir.

Bir tarafta yıllarca seçim kayıpları yaşayan, topluma umut vermekte zorlanan ve partiyi sürekli küçülen bir yapıya dönüştüren eski anlayışlar vardır. Diğer tarafta ise uzun yıllar sonra partiyi yeniden birinci parti konumuna taşıyan yeni bir yönetim anlayışı bulunmaktadır. Demokratik sistemlerde herkes aday olabilir, herkes mücadele verebilir. Ancak asıl mesele; kişinin kendi siyasi geleceğini mi yoksa partisinin geleceğini mi düşündüğüdür.

Çünkü siyaset kişisel kariyer alanı değildir. Siyaset; millete hizmet etme sorumluluğudur. Bir siyasi liderin büyüklüğü sadece göreve gelmesiyle değil, gerektiğinde geri çekilmeyi bilmesiyle de ölçülür. Kendisini partinin üstünde gören anlayışlar ise zamanla yalnızca bölünmeye, parçalanmaya ve toplumsal güven kaybına sebep olur.

Aynı durum ne yazık ki sivil toplum örgütlerinde de yaşanmaktadır. Oysa sivil toplum kuruluşlarının görevi; toplum adına konuşmak, eksikleri dile getirmek, doğruları savunmak ve yanlışlara karşı durabilmektir. Ancak bugün bazı yapılarda görüyoruz ki; sivil toplum örgütleri toplum için değil, belirli kişilerin kendi ekonomik, siyasi veya kişisel menfaat alanlarını koruma aracı haline dönüşebilmektedir.

Bazı sivil toplum yöneticileri kamu kurumlarıyla sağlıklı iletişim kurmanın ötesine geçerek, kamu ne derse sorgulamadan destekleyen bir anlayış içerisine girebilmektedir. Kamu veya sektör aleyhine olabilecek yanlış uygulamalara dahi sessiz kalınabilmekte, hatta bu yanlışların savunuculuğu yapılabilmektedir. Çünkü orada amaç toplum yararı değil, ilişkileri koruma kaygısı olmaktadır.

Daha da üzücü olan ise; bağımsız durabilen, doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilen sivil toplum kuruluşlarının zaman zaman yalnızlaştırılmasıdır. Bazı durumlarda kamu kurumları ile belirli sivil toplum yapıları arasında oluşan yakın ilişkiler; farklı düşünen kuruluşları itibarsızlaştırmaya, etkisizleştirmeye ve sahadan çekmeye kadar gidebilmektedir.

Halbuki eleştiri düşmanlık değildir. Farklı düşünce ihanet değildir. Tam tersine bir ülkenin gelişmesi; özgür fikir ortamının varlığıyla mümkündür. Gerçek anlamda güçlü sivil toplum; ekonomik bağımsızlığını koruyabilmiş, fikir özgürlüğünü kaybetmemiş ve makam kaygısıyla hareket etmeyen insanlardan oluşmalıdır.

Benzer sorunlar yerel yönetimlerde ve bazı kamu kurumlarında da yaşanabilmektedir. Bir dernek, vakıf veya hemşehri kuruluşu kendi ilçesi, köyü veya bölgesi için güzel bir proje geliştirdiğinde; destek verilmesi gerekirken bazen tam tersine engellenmeye çalışıldığı görülmektedir. Bazı belediyelerde veya idari yapılarda “Bunu neden ben düşünemedim?” anlayışıyla hareket edilerek toplum yararına olan çalışmaların önü kesilebilmektedir.

Oysa belediyelerin de, kaymakamlıkların da, kamu yöneticilerinin de görevi; faydalı olan işi kimin yaptığına bakmadan desteklemektir. Çünkü hizmetin sahibi olmaz, hizmetin faydası olur. Bir fikrin değeri; onu ortaya koyan kişinin makamıyla değil, topluma sağlayacağı katkıyla ölçülmelidir.

Bu ülkenin en büyük problemi; farklı düşünen insanların birbirini düşman görmeye başlamasıdır. Oysa siyaset de, sivil toplum da, kamu yönetimi de birbirini yok etmeye değil, birbirini geliştirmeye çalışmalıdır.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı; koltuğunu korumaya çalışan insanlar değil, gerektiğinde yanlışın karşısında durabilecek cesarete sahip insanlardır. Çünkü makamlar geçicidir. Kalıcı olan ise; geride bırakılan hizmet, ortaya konulan ahlak ve toplumun hafızasında bırakılan izdir.

Ve unutulmamalıdır ki; bir ülkeyi güçlü yapan şey yalnızca iktidarlar değil, doğruyu söylemekten korkmayan vicdan sahibi insanlardır.

Sağlıklı günler dilerim...