Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil: “Olayların görünür olması risk altındaki bireylerde ‘model alma’ ve ‘duyarsızlaşma’ etkisi yaratabiliyor”
Toplumun her alanında
tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son günlerde ‘okullarda şiddet’
olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele alındığında münferit gibi görülse de
toplumsal bir sorun olarak okunması ve önleyici yaklaşımın buna göre ele
alınması son derece önemli.
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Çocuk ve Ergen
Psikoloğu Buse Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında
“kopya davranış” etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil: “Son günlerde
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda
gelmesi, literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan
bir süreci akla getiriyor. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik
gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık
hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki
gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir.
Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı
bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya
da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini
dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model
oluşturabildiğini söyleyebiliriz.” diyor.
Şiddete Toplumsal
Müdahale Şart!
Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket
etmesi ve ortak bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse
Başakgil: “Okullarda şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte
yalnızca bireysel değil, toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken
önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik
danışman sayısının artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve
aileler arasında tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden
kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve
problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının
görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı
artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk
altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu
durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle
çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.”
Şiddet Bir Sonuç:
Asıl Sorun İhmal
“Ebeveynler için en etkili koruma yöntemi, çocukla kurulan
açık ve güvene dayalı iletişimdir. Aşırı kontrolcü ya da tamamen serbest
bırakıcı yaklaşımlar yerine, sınırları net ama esnek bir ebeveynlik modeli
benimsenmelidir. Çocuğun sosyal çevresi, dijital kullanımı ve duygusal durumu
yakından gözlemlenmelidir. Aynı zamanda çocukların kendilerini ifade
edebilecekleri güvenli alanlar oluşturulmalıdır. Şiddet eğilimini artıran
faktörler arasında dürtü kontrol sorunları, düşük empati becerisi ve yoğun öfke
birikimi gibi psikolojik etmenler yer alır. Çevresel olarak ise aile içi
şiddet, ihmal, akran zorbalığı ve sosyoekonomik zorluklar önemli risk
faktörleridir. Ayrıca medyada şiddete sık maruz kalmak da duyarsızlaşmaya yol
açabilir. Bu faktörler çoğu zaman bir arada bulunarak riski katlayıcı etki
gösterir. Aile içi iletişim, çocuğun duygusal gelişiminin temel
belirleyicisidir. İhmal edilen veya şiddete maruz kalan çocuklarda saldırgan
davranışların görülme ihtimali belirgin şekilde artar. Çocuk, gördüğü davranışı
model alarak problem çözme yöntemi olarak şiddeti içselleştirebilir.”
Akran Zorbalığı Daha
Ciddi Şiddet Eylemlerinin Habercisi Olabilir!
Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam
etmesinin daha ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Moodist Psikiyatri ve
Nöroloji Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil: “İçe kapanma
depresyon veya kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış
duyguların dışa vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de
daha ağır şiddet davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan
çocuklar ilerleyen süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar
geliştirebilir. Aynı şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı
pekiştirerek daha ciddi şiddet eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık
erken dönemde mutlaka ele alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki
şiddet hakkında konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim
kurmak daha sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve
rehberliğe ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki
farkı anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade
etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak
önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir.
Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler.
Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır.
Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim
kurmaktır.”.
Çocuklar daima sinyal
verir!
Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç
hakkında bilgi veren Psikolog Buse Başakgil: “Öğretmenler, yargılayıcı ve
suçlayıcı bir dilden kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim
kurmalıdır. Öğretmenler de aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi
davranışların kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli
durumlarda okul rehberlik servisi ve aile ile iş birliği yapılması, sürecin
daha etkili yönetilmesini sağlar.
Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan
değişiklikler gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı,
uyku sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar
önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi
gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha
etkili sonuç verir.”
“Risk Altındaki
Öğrenciler Erken Dönemde Tespit Edilmeli”
Kriz sonrası rutin sürece hızlıca dönülmesinin önemini
vurgulayan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikoloğu
Buse Başakgil: “Okullarda psikolojik güvenlik ortamını yeniden inşa etmek,
yalnızca fiziksel önlemlerle değil, öğrencinin kendini duygusal olarak güvende
hissettiği bir iklim oluşturmakla mümkündür. Bunun için öncelikle öğrencilerin
kendilerini ifade edebileceği, yargılanmadan dinleneceği açık iletişim
kanalları kurulmalıdır. Okul yönetimi, öğretmenler ve rehberlik servisleri
arasında güçlü ve koordineli bir iş birliği sağlanarak risk altındaki
öğrenciler erken dönemde tespit edilmelidir. Rehberlik servisleri kriz
öncesinde, davranış değişiklikleri, içe kapanma, öfke patlamaları ve zorbalık
eğilimleri gibi erken uyarı sinyallerini sistematik biçimde izlemelidir. Yanlış
bilgilerin ve söylentilerin önüne geçmek için yaşa uygun, net ve doğru
bilgilendirme yapılmalıdır. Yoğun kaygı, korku veya travma belirtileri gösteren
öğrenciler bireysel olarak değerlendirilmeli ve gerekli durumlarda uzman
desteğine yönlendirilmelidir. Ayrıca kriz sonrası süreçte rutinlerin mümkün
olduğunca hızlı şekilde yeniden kurulması, çocukların kontrol ve güven
duygusunu artırır. Psikolojik ilk yardım kısa vadeli bir destek olmakla
birlikte, uzun vadeli izleme ve gerektiğinde psikososyal müdahalelerle devam
ettirilmelidir.”