SGK Hastalığı Mı Ödüyor, Sağlığı Mı?



Türkiye’de sağlık sistemi üzerine konuşurken çoğu zaman hastaneleri, doktorları, ilaç fiyatlarını veya randevu sorunlarını tartışıyoruz. Oysa asıl tartışmamız gereken daha temel bir soru var:

Devlet hastalığı mı yönetiyor, yoksa sağlığı mı?

Anayasamızın 56. maddesi devlete açık bir görev yükler. Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşamasını sağlamakla yükümlüdür. Yani devletin asli görevi insanları hasta olduktan sonra tedavi etmekten önce, onların sağlıklı kalmasını sağlamaktır.

Ancak sağlık sisteminin finansman yapısına baktığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkar.

Türkiye’de sağlık hizmetlerinin büyük kısmı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından finanse edilir. SGK’nın çalışma mantığı ise oldukça basittir: yapılan hizmetin bedeli ödenir. Muayene yapılır, ödeme yapılır. Tetkik yapılır, ödeme yapılır. Ameliyat yapılır, ödeme yapılır.

Yani sistem esas olarak hizmet gerçekleştikçe ödeme mantığıyla çalışır.

Burada doğal olarak şu soru ortaya çıkar:

Hasta olmayan bir insana sistem ne ödüyor?

Aslında neredeyse hiçbir şey.

Koruyucu sağlık hizmetleri, sağlıklı yaşam programları, erken tanı çalışmaları sağlık sisteminin en kritik alanlarıdır. Çünkü sağlıkta en ucuz ve en etkili müdahale hastalığın hiç oluşmamasıdır. Buna rağmen finansman sistemi ağırlıklı olarak hastalık ortaya çıktıktan sonra devreye girer.

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Dünyada birçok sağlık sistemi uzun yıllar boyunca “hastalık finansmanı” modeliyle çalışmıştır. Ancak son yıllarda gelişmiş ülkelerde ciddi bir paradigma değişimi yaşanmaktadır.

Yeni yaklaşımın adı şudur:

Değer temelli sağlık sistemi

Bu modelde sağlık sistemi sadece tedaviye değil; hastalığın önlenmesine, erken tanıya, kronik hastalıkların kontrolüne, yaşam kalitesinin artırılmasına,da ödeme yapar.

Çünkü gerçek sağlık politikası, hastaneleri büyütmek değil, hastanelere olan ihtiyacı azaltmaktır.

Türkiye’de son yıllarda aile hekimliği, tarama programları ve bazı koruyucu sağlık uygulamaları bu anlayışın ilk adımları olarak görülebilir. Ancak finansman sistemi hâlâ büyük ölçüde tedavi odaklıdır.

Bugün sağlık sistemine ayrılan bütçenin çok büyük bir kısmı hastane hizmetlerine, ilaçlara ve tıbbi malzemelere gitmektedir. Oysa toplum sağlığını gerçekten iyileştiren politikalar çoğu zaman çok daha basit ve düşük maliyetlidir:

Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, erken tarama programları, çevre sağlığı, toplum temelli sağlık eğitimidir.

Bu nedenle sağlık sistemini yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.

Sorulması gereken soru şudur: SGK bir “tedavi sigortası” mı olmalıdır, yoksa gerçek anlamda bir “sağlık sigortası” mı?

Eğer sağlık sistemi gerçekten sağlığı hedefliyorsa, finansman modelinin de buna uygun hale gelmesi gerekir. Hastaneler, ilaçlar ve ileri teknoloji sağlık sisteminin önemli parçalarıdır; ancak sağlığın asıl temeli koruyucu sağlık hizmetleridir.

Gerçek bir sağlık reformu, hastalıkları daha iyi tedavi etmekten önce, insanların daha az hasta olmasını sağlamaktır.

Çünkü en başarılı sağlık sistemi, en çok ameliyat yapan değil, ameliyata en az ihtiyaç duyulan sistemdir.

Sağlıklı günler

Mustafa DAŞCI