Düşük riskli bin hastanın izlendiği PARTNER 3 çalışmasında, kateter yoluyla aort kapağı değişimi olarak bilinen TAVR ile açık kalp ameliyatının yedi yıllık kapak dayanıklılığı, kapak başarısızlığı ve yeniden müdahale oranlarının benzer olduğu belirlendi. Ancak tromboz TAVR uygulanan hastalarda daha sık görüldü.

Kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığı dünya genelinde artarken, 28 milyondan fazla kişinin kalp kapağı hastalığıyla yaşadığı belirtiliyor. Yalnızca ABD’de her yıl yaklaşık 106 bin kalp kapağı değiştirme işlemi gerçekleştiriliyor.

Tedavi seçeneklerinin gelişmesiyle birlikte bu işlemlerin uygulandığı hasta profili de değişiyor. Kateter yoluyla aort kapağı değişimi olarak bilinen TAVR’ın daha genç ve düşük riskli hastalarda giderek daha fazla değerlendirilmesi, hangi kapak değiştirme yönteminin uzun vadede daha dayanıklı olduğu ve daha sağlıklı kapak işlevi sağladığı sorusunu gündeme getiriyor.

Randomize PARTNER 3 çalışmasında araştırmacılar, minimal invaziv bir yöntem olan TAVR ile geleneksel açık kalp ameliyatının uzun dönem sonuçlarını karşılaştırdı.

Düşük riskli hastaların işlemden sonra yedi yıl boyunca izlendiği çalışmada, hem TAVR hem de cerrahi yöntem açısından olumlu sonuçlar elde edildi. İki yöntemin kapak dayanıklılığının benzer olduğu, yedi yıl boyunca kapakla ilişkili sorunların az görüldüğü ve kapak başarısızlığı, kapak aşınması ile yeniden işlem gereksinimi oranlarının birbirine yakın olduğu bildirildi.

Uzun dönem takipte iki yöntem arasındaki önemli fark ise tromboz oranlarında ortaya çıktı. Tromboz oluşumu TAVR uygulanan hastaların yüzde 5,2’sinde görülürken, geleneksel kalp ameliyatı geçirenlerde bu oran yüzde 0,9 olarak belirlendi.

Araştırmanın sonuçları JAMA Cardiology’de yayımlandı.

Kalp Kapağı Hastalıkları Nasıl Ortaya Çıkıyor?

Kalp, her atımda kanın tek yönde ilerlemesini sağlayan bir pompa gibi çalışıyor. Kalp kapakları, kanın geçişine izin vermek için açılıyor ve ters yönde ilerlemesini önlemek için kapanıyor. Her kapak, kalpteki basınç değişikliklerine yanıt vererek ince yaprakçıklarının doğru zamanda açılmasını ve kan geçtikten sonra yeniden kapanmasını sağlıyor.

Kalp kapağı hastalıkları iki temel şekilde ortaya çıkıyor. Bunlardan ilki, kapağın tam olarak kapanmadığı ve kanın ileri yönde akmak yerine geriye kaçtığı kapak yetersizliği olarak tanımlanıyor. Bu durumda doğru yönde ilerleyen kan miktarı azalıyor ve kalbin üzerindeki yük artıyor.

İkinci durum ise kapak açıklığının daralması veya sertleşmesiyle ortaya çıkan stenoz. Bu durumda kan akışı engelleniyor ve kalp, kanı daralan kapaktan geçirebilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Hastalığın şiddetine göre ilaç tedavisi, kapak onarımı veya kapak değişimi seçeneklerinden biri uygulanabiliyor.

Aort darlığı, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen en yaygın kalp kapağı hastalıklarından biri olarak gösteriliyor. Hastalık genellikle aort kapağının açık kalp ameliyatıyla değiştirilmesi veya daha az girişimsel bir yöntem olan TAVR ile tedavi ediliyor.

Cerrahi biyoprotez kapaklar 10 yıl veya daha uzun süre dayanacak şekilde tasarlansa da bazı kapaklar beş ila yedi yıl içinde daha erken aşınabiliyor. Bazı kapak türlerinde erken başarısızlık riskinin daha yüksek olduğu belirtiliyor. Özellikle düşük riskli hastalarda TAVR kapaklarının beş yıldan sonraki performansını cerrahi kapaklarla karşılaştıran veriler ise sınırlı bulunuyor.

Bin Hasta Yedi Yıl Boyunca İzlendi

Araştırmacılar, daha az girişimsel olan TAVR yönteminin zaman içinde geleneksel cerrahiyle karşılaştırılabilir sonuçlar sağlayıp sağlamadığını incelemek amacıyla düşük riskli bin hastayı çalışmaya dahil etti. Bu hastaların açık kalp ameliyatını güvenli şekilde geçirebilecek sağlık durumunda olduğu belirtildi.

Katılımcılar rastgele iki gruba ayrıldı. Bir gruba SAPIEN 3 kapağı kullanılarak TAVR uygulanırken, diğer gruptaki hastalara açık kalp ameliyatıyla cerrahi aort kapağı değişimi yapıldı.

Hastalara yedi yıllık takip süresince belirli aralıklarla ekokardiyografi yapıldı. Değerlendirmeler işlemden 30 gün sonra, birinci yılda, beşinci yıla kadar her yıl ve yedinci yılda gerçekleştirildi.

Yedi yıllık takip sonunda önemli kapak bozulması yalnızca az sayıda hastada görüldü. Bu oran TAVR grubunda yüzde 7,3, cerrahi grubunda ise yüzde 7,6 olarak belirlendi.

Kapak başarısızlığı oranları da iki grup arasında benzer bulundu. Kapak başarısızlığı TAVR uygulanan hastaların yüzde 6,9’unda, cerrahi yöntemle tedavi edilenlerin ise yüzde 7,5’inde görüldü.

İkinci bir kapak işlemine ihtiyaç duyan hastaların oranı TAVR grubunda yüzde 6, cerrahi grubunda yüzde 5,5 olarak kaydedildi.

Araştırmanın sonunda her iki gruptaki hastaların yaklaşık yüzde 75’inin hayatta olduğu ve yerleştirilen kapağın işlevini tam olarak sürdürdüğü bildirildi.

TAVR Düşük Riskli Hastalar İçin Uzun Vadeli Seçenek Olabilir

Araştırmanın sonuçları, TAVR’ın geleneksel cerrahinin yanında düşük riskli hastalar için uzun vadeli bir alternatif olarak değerlendirilmesini destekledi.

Araştırmacılar, bulguların her hastanın ihtiyaçları ve tercihleri doğrultusunda tedavi seçeneğinin belirlenmesine yardımcı olabileceğini belirtti.

Bununla birlikte TAVR’ın tercih edilmesi durumunda hastaların erken dönem kapak trombozu açısından izlenmesi, olası pıhtı oluşumunun zamanında tespit edilerek gerekli tedavinin uygulanması önerildi.

Kaynak: Medimagazin