Zeki birinin boş akşamını nasıl geçirdiğini düşününce akla genellikle satranç ya da zor bir bulmaca geliyor.
Ama bir psikoloğa göre zekâyla en güçlü bağı olan alışkanlık çok daha sıradan. Üstelik çoğumuz bu alışkanlığı okuldan çıkar çıkmaz bırakıyoruz!
Satranç Yalnızca Satrancı Geliştiriyor

Bu yorum, psikolog Mark Travers'a ait. Cornell ve Colorado Boulder üniversitelerinde eğitim alan Travers, yaygın bir yanılgıya dikkat çekiyor: Zekânın bir kas gibi zor hobilerle çalıştırılabileceği düşüncesi.
Psikologlar bunun önündeki engele 'uzak transfer sorunu' diyor. Bir hafıza egzersizini çalışan kişi o egzersizde çok iyi hâle geliyor, ama başka alanlarda neredeyse hiç gelişme göstermiyor.
Satranç bunun en iyi örneği. Usta oyuncuların müthiş bir bilgi birikimi var, ancak bu bilginin neredeyse tamamı satrançla ilgili. Tahtada sekiz hamle ilerisini görmek, zor bir toplantıda sekiz adım ilerisini görmeyi sağlamıyor.
Zeki İnsanların Bırakmadığı Alışkanlık: Keyif İçin Okumak

Travers'a göre zekâ ölçümlerinde yüksek puan alan insanlarda en sık görülen alışkanlık, kimsenin zorunlu tutmadığı keyif için okuma.
Psikologlar zekâyı ikiye ayırıyor: Yeni sorunları çözme becerisi olan akışkan zekâ ve kişinin bildiği her şeyi kapsayan kristalize zekâ. Akışkan zekâ genç yaşta zirveye ulaşıyor; kristalize zekâ ise onlarca yıl gelişmeye devam edebiliyor. Kitap okumak, onu beslemenin en etkili yollarından biri.
Okumanın biçimi de önemli. Review of Educational Research dergisinde yayımlanan ve yaklaşık yarım milyon okuru kapsayan bir çalışmaya göre ekrandan okumanın anlama becerisiyle bağı, basılı kitaba göre çok daha zayıf. Sesli kitaplar ise anlama açısından basılı kitaba oldukça yakın sonuç veriyor.
Travers yine de abartıya karşı uyarıyor: Roman okumanın empatiyi geliştirdiği iddiası doğru ama etkisi küçük. Ona göre önemli olan okunan kitabın ağırlığı değil, çeşitlilik ve süreklilik.
Yani zekâ, kimse kontrol etmezken de yeni şeyler öğrenmeye devam etmekle ilgili.