Bağımlılık, insanoğlunun yaşadığı en önemli sorunlardan biridir. Bağımlılık; biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan büyük yıkımlara yol açmaktadır. Bireyin bedenine fiziksel olarak verdiği ağır zararlar, yıkımın biyolojik yönüdür. Bireyi ruhsal bozukluklara yatkın hale getirmesi ve yaşam becerilerini ortadan kaldırması yıkımın psikolojik yönüdür.

Bireyin toplumsal işlevlerini ve aile yapısını yok etmesi ise yıkımın sosyal boyutudur. Bu durum bağımlılıkla mücadele etmenin önemini ortaya koymaktadır. Bağımlılıkla mücadelenin en önemli parçası bireyin bağımlılıkla hiç tanışmamasıdır. Bu nedenle bireyi bağımlılığa yatkın hale getiren faktörlerin saptanması oldukça önemlidir.

Bağımlılığın etiyolojilerini ortaya koymada psikodinamik kuram oldukça değerli bilgiler sunmaktadır. Psikodinamik kuram, bağımlılığın bireyin bilinçdışı çatışmaları, travmatik çocukluk yaşantıları ve ego işlev bozukluğu nedeniyle oluştuğunu ifade etmektedir. Bu nedenle tedavide, bilinçdışı çatışmalar bilinçli hale getirilir, bireyin travmalarıyla baş etmesi sağlanır ve ego işlevleri güçlendirilir.

Bu makalede Psikodinamik Kuramın öncülerinden, Sigmund Freud’un Klasik Psikanalizi, Anna Freud’un Ego Psikolojisi, Khantzian’ın Kendi Kendine Tedavi Hipotezi, Melanie Klein ve Donald Winnicott’un Nesne İlişkileri Kuramı, Heinz Kohut’un Kendilik Psikolojisi, Jacques Lacan’ın Lacanyen Psikanalitik Kuramı ve Henry Krystal’ın Ruhsal Travma Modeli incelenmiştir.

Böylelikle bağımlık alanında çalışan ruh sağlığı profesyonelleri için psikodinamik bir bakış açısı kazandırmak amaçlanmıştır