Son günlerde el ve koltuk altı terlemesinin Endoskopik Torasik Sempatektomi, kısa adıyla ETS ameliyatıyla “kalıcı olarak tedavi edilebildiğini” anlatan haberlerle karşılaşıyoruz.

Bu haberlerde ameliyatın birkaç milimetrelik kesiyle gerçekleştirildiği, hastanın aynı gün taburcu edilebildiği ve başarı oranının yüzde 95’in üzerinde olduğu ifade ediliyor.

Ancak burada öncelikle şu soruyu sormamız gerekiyor:

Başarıdan neyi anlıyoruz?

Hastanın ellerinin kurumasını mı, yoksa ameliyattan sonraki bütün yaşam kalitesini mi?

Çünkü bir bölgede terlemenin durması, yapılan işlemin insan vücudunun tamamı açısından hiçbir sonucu olmadığı anlamına gelmez.

Terleme Vücudun Gereksiz Bir Faaliyeti Değildir

Terlemenin temel fizyolojik görevi, vücut sıcaklığının düzenlenmesi ve fazla ısının dışarı atılmasıdır. Ancak teri, böbrekler veya karaciğer gibi vücuttaki zararlı maddeleri dışarı atan temel bir “atık tahliye sistemi” olarak tanımlamak da bilimsel açıdan doğru değildir. Terin büyük bölümü su ve elektrolitlerden oluşur; vücudun esas arındırma görevini böbrekler ve karaciğer yürütür.

Dolayısıyla ETS ameliyatından sonra “ter içeride birikir ve doğrudan başka bir organa zarar verir” şeklinde kesin bir hüküm kuramayız.

Fakat şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:

ETS ameliyatında yalnızca ter bezlerine değil, bu bezlerin çalışmasını yöneten sempatik sinir zincirine müdahale edilmektedir. Uluslararası cerrahi kaynaklarında bu müdahalenin kesme, yakma veya klipsleme yöntemiyle gerçekleştirilebildiği açıkça belirtilmektedir. Aynı kaynaklar, refleks veya kompanse terlemeyi ameliyatın en önemli yan etkilerinden biri olarak kabul etmektedir.

Yani ameliyat bazı hastalarda terlemeyi tamamen ortadan kaldırmamakta; terlemenin yerini değiştirebilmektedir.

Eller kururken sırt, karın, göğüs, bel veya bacaklarda daha yoğun terleme ortaya çıkabilmektedir.

O hâlde buna yalnızca “kalıcı çözüm” demek yeterli midir?

Yoksa bazı hastalarda “bir bölgedeki sorunun başka bir bölgeye taşınması” ihtimalinden de aynı açıklıkla söz etmek gerekmez mi?

Yüzde 95 Başarı Hangi Sonucu Ölçüyor?

Tıp alanında kullanılan yüksek başarı oranları kamuoyuna açıklanırken hangi sonucun ölçüldüğü mutlaka belirtilmelidir.

Ellerin kurumasındaki başarı oranı yüzde 95 olabilir. Ancak aynı hastada ameliyattan sonra şiddetli sırt ve karın terlemesi meydana gelmişse, bu sonuç yine de başarılı mı kabul edilecektir?

Yakın tarihli bilimsel çalışmalar, ETS’nin el terlemesini uzun süreli olarak azaltabildiğini ve birçok hastanın memnun kaldığını gösteriyor. Buna karşılık aynı çalışmalar karın ve sırt bölgelerinde belirgin terleme artışının uzun yıllar devam edebildiğini de ortaya koyuyor. Yirmi yıllık takip sonuçlarında dahi hem yüksek memnuniyet hem de terlemenin başka bölgelere kayması birlikte görülmektedir.

Demek ki bilimsel gerçek tek taraflı değildir.

Bu ameliyat bazı hastaların hayatını gerçekten kolaylaştırabilir. Tokalaşamayan, kalem tutmakta zorlanan, yaptığı iş nedeniyle ciddi mağduriyet yaşayan kişiler önemli yarar görebilir.

Ancak başka bazı hastalar da ameliyat sonrasında daha geniş vücut bölgelerinde gelişen yoğun terlemeden rahatsız olabilir.

Bu nedenle topluma yalnızca başarı hikâyeleri değil, fayda ve risk birlikte anlatılmalıdır.

Klips Gerçekten Geri Dönüşlü Mü?

Haberlerde klips yönteminin gerektiğinde geri döndürülebileceği ifade edilmektedir. Klipsin çıkarılabilmesi teknik olarak mümkün olsa da sinir işlevinin mutlaka ve tamamen eski hâline döneceği garanti değildir.

Bilimsel yayınlarda klips çıkarıldıktan sonra iyileşme bildiren çalışmalar bulunduğu gibi, klipslemenin gerçek anlamda geri dönüşlü sayılamayacağını belirten çalışmalar da bulunmaktadır. Kompanse terlemenin tedavisinde klips çıkarma ve sinir onarımı gibi işlemlerin sonuçlarının henüz kesin olmadığı kabul edilmektedir.

Bu nedenle hastaya “Beğenmezseniz klipsi çıkarır ve eski hâlinize dönersiniz” şeklinde bir güvence verilmesi doğru değildir.

Hastaya söylenmesi gereken şudur:

Klips çıkarılabilir; ancak sinir fonksiyonunun tamamen geri dönmesi ve ameliyatın bütün etkilerinin ortadan kalkması garanti edilemez.

Her Terleyen Hasta Ameliyat Edilmeli mi?

Uluslararası uzman görüşleri, yalnızca sınırlı sayıdaki ve uygun özelliklere sahip hastanın cerrahi tedavi için değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ameliyat öncesinde terlemenin başka bir hastalığa bağlı olup olmadığı araştırılmalı; ilaç, krem, iyontoforez, botoks ve diğer tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir. Cerrahi, daha basit ve geri dönüşlü seçeneklerden yeterli sonuç alınamayan ağır vakalarda gündeme gelmelidir.

Özellikle yalnızca kozmetik kaygıyla ameliyat olmak isteyen kişilerde çok daha dikkatli davranılmalıdır.

Çünkü sempatik sinir sistemine yapılan müdahale, bir krem uygulaması değildir. Hastanın geri kalan hayatını etkileyebilecek cerrahi bir karardır.

Aydınlatılmış Onam Sadece İmza Olamaz

Hastaya ameliyat öncesinde yalnızca “elleriniz kuruyacak” denilmesi yeterli değildir.

Hastaya açıkça;

Refleks terlemenin hangi bölgelerde oluşabileceği,

Hafif, orta ve şiddetli refleks terleme oranları,

Bu durumun yıllarca devam edebileceği,

Klips çıkarılmasının kesin geri dönüş sağlamadığı,

Kalp hızında değişiklik, pnömotoraks, ağrı ve Horner sendromu gibi diğer cerrahi riskler,

Ameliyat dışındaki tedavi seçenekleri

anlaşılır bir dille anlatılmalıdır.

Nitekim Göğüs Cerrahları Derneğinin uzman uzlaşı belgesinde refleks terleme, kalp hızının yavaşlaması, akciğer sönmesi, ameliyat sonrası ağrı ve Horner sendromu ameliyatın bilinen riskleri arasında sayılmaktadır. Aynı belgede ameliyat öncesi ve sonrasında terleme bölgelerinin ve yaşam kalitesinin düzenli biçimde değerlendirilmesi önerilmektedir.

Aydınlatılmış onam, hastanın önüne konulan matbu bir belgeye imza attırmaktan ibaret olmamalıdır.

Sonradan Oluşan Rahatsızlığın Bedelini Kim Ödeyecek?

Meselenin bir de Genel Sağlık Sigortası boyutu bulunmaktadır.

Bir hasta tıbbi gereklilikle ameliyat olmuş ve sonrasında bir komplikasyon gelişmişse elbette sağlık sistemi hastayı ortada bırakamaz. “Bu ameliyatı kendin oldun, tedavini kendin öde” demek sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.

Ancak başka bir soru sormak da hakkımızdır:

Ameliyatın riskleri yeterince anlatılmadan, hasta seçimi doğru yapılmadan veya işlem yalnızca yüksek başarı oranlarıyla tanıtılarak gerçekleştirilmişse, sonradan ortaya çıkan sağlık sorunlarının bütün maliyeti neden sorgulanmadan ortak sağlık bütçesine yüklenmektedir?

Buradaki çözüm hastanın tedavisini karşılamamak değildir.

Çözüm;

ETS ameliyatları için ulusal hasta kayıt sistemi kurulması,

Hangi hastaya, hangi gerekçeyle ve hangi seviyeden müdahale edildiğinin kaydedilmesi,

Komplikasyonların ve uzun dönem sonuçlarının takip edilmesi,

Hastanelerin başarı oranlarının yalnızca “el kuruluğu” üzerinden değil, genel yaşam kalitesi üzerinden açıklanması,

Şiddetli yan etkilerde tıbbi ve idari sorumluluğun araştırılması,

Kamu ödemelerinin bilimsel hasta seçim kriterlerine bağlanmasıdır.

Hasta tedavi edilmeli; fakat önlenebilir hataların, yetersiz bilgilendirmenin ve kontrolsüz uygulamaların maliyeti de görünmez hâle getirilmemelidir.

Tıpta Amaç Sadece Bir Belirtiyi Susturmak Değildir

El ve koltuk altı terlemesi bazı insanlar için gerçekten ağır bir sağlık ve yaşam kalitesi sorunudur. ETS ameliyatı da doğru seçilmiş hastalarda etkili bir tedavi olabilir.

Ancak tıpta amaç yalnızca bir belirtiyi susturmak değildir.

Amaç, insanı bütün olarak korumaktır.

Bu nedenle “Elleriniz hemen kuruyacak” cümlesinin yanına şu soruların da eklenmesi gerekir:

Vücudun geri kalanında ne olacak?

Refleks terleme gelişirse hastanın hayatı nasıl etkilenecek?

Bu durum yıllarca devam ederse hastaya hangi tedavi sunulacak?

Klips çıkarıldığında eski hâline döneceği garanti edilebilecek mi?

Oluşabilecek yeni sağlık sorunlarını kim takip edecek?

Bunların maliyetini kim üstlenecek?

Sağlık otoritelerinin görevi yalnızca bir ameliyata izin vermek veya ödeme yapmak değildir. Tedavinin gerçek sonuçlarını izlemek, hastayı doğru bilgilendirmek, uygulayıcıları denetlemek ve toplumun sağlık bütçesini korumak da aynı derecede önemlidir.

Sağlıklı günler dilerim…