Bir vatandaş
için güvenlik, yalnızca suç işlendikten sonra failin bulunması değildir. Asıl
güven, tehlikenin zamanında fark edilmesi, gerekli önlemlerin alınması ve bir
olay yaşandığında sürecin gecikmeden yürütülmesidir.
Bunu kendi
yaşadığım bir olay nedeniyle söylüyorum. Bir yaralanma olayının ardından bir
hafta geçti; bildiğim kadarıyla şüphelilere ve olayda kullanılan araçlara
ulaşılamadı. Bir hafta sonra yeniden bir yaralanma olayı yaşandığında ise
şüpheliler, olayda kullanılan araçlarla birlikte yaklaşık iki saat içinde
yakalandı. Bu iki olay arasındaki farkı gözlerimle gördüm.
Bu deneyim
bana emniyetimizin imkân ve kabiliyetine dair güven verdi. Aynı zamanda şu
soruyu sordurdu: İkinci olaydan sonra gösterilen hız, ilk olayın ardından neden
gösterilemedi? Dosyanın içeriğini ve o günlerde yürütülen çalışmaları bilmeden
kimseyi suçlayamam. Fakat vatandaşın bu soruyu sorması da son derece doğaldır.
Kurumların hangi aşamada ne yaptığını, imkânları ölçüsünde anlaşılır biçimde
açıklaması güveni güçlendirir.
Aynı mesele
okulların çevresinde, mahallelerde ve vatandaşın günlük hayatında da karşımıza
çıkar. Şikâyetler yalnızca kayda geçirilmemeli; tekrar eden olaylar ve bilinen
riskler değerlendirilerek önleyici çalışma yapılmalıdır. Güvenlik hizmetinin
başarısı, yakalanan kişi sayısı kadar önlenen olaylarla da ölçülmelidir.
Kamu yönetiminin
başka alanlarında da zamanlama önemlidir. Örneğin mali bir işlemin yıllarca
bekleyip süre dolmaya yaklaşırken incelemeye alınması, hatanın erken
düzeltilmesi fırsatını kaçırabilir. Vatandaş açısından bu durum, denetim ve
incelemelerin hatayı önlemek için değil, ceza yazmak için yapıldığı izlenimini
doğurur.
Oysa her
yanlışın arkasında kasıt bulunduğunu varsayamayız. Mevzuatı yanlış anlamış veya
farkında olmadan eksik işlem yapmış bir kişiye, düzeltilebilecek bir hata söz
konusuysa, zamanında bildirimde bulunulmalı ve neyi nasıl düzelteceği açıkça
anlatılmalıdır. Denetimin ilk amacı vatandaşı hatasıyla yıllar sonra karşı
karşıya bırakmak değil, hatayı büyümeden tespit etmek olmalıdır.
Bu yaklaşım,
bilerek ihlal yapanların affedilmesi anlamına gelmez. Kasıt ve ihlal delillerle
ortaya konulduğunda gerekli işlem geciktirilmeden yapılmalıdır. Özellikle
insanların canını, güvenliğini veya kamu kaynaklarını tehlikeye atan durumlarda
yalnızca uyarıyla yetinilemez. Ancak kasıtlı davranışın sonuçlarıyla, zamanında
uyarılsa kolayca düzeltebileceği bir hatayı bilmeden yapan vatandaşın durumu da
aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Adalet, bu ayrımı gözetmeyi gerektirir.
Terör
yapılanmaları konusunda da benzer bir değerlendirmeye ihtiyacımız var. PKK ve
Fethullah Gülen yapılanması gibi ülkemize ağır zararlar vermiş örnekler
karşısında, geçmişteki uyarıların nasıl değerlendirildiğini ve kurumlar
arasında bilgi paylaşımının yeterli olup olmadığını sormak gerekir. Bu
soruların amacı geçmişe bakıp kolayca suçlu ilan etmek değildir. Amaç, erken
uyarıların hangi koşullarda sonuç verdiğini, hangi koşullarda yetersiz
kaldığını ortaya koyarak gelecekte benzer tehditleri önlemektir.
Devletimizin
gücüne ve güvenlik mensuplarımızın fedakârlığına inanıyorum. Bu güven, eksikleri
konuşmamıza engel olmamalı. Vatandaşın yaşadığı gecikmeyi ciddiye almak;
kurumların çalışma şartlarını, personel ihtiyacını, koordinasyonunu ve hesap
verebilirliğini birlikte değerlendirmek gerekir.
Güçlü devlet,
ihlali tespit ettiğinde gereğini yapan; düzeltilebilir hatayı ise vatandaşa
zamanında bildirerek büyümesini önleyen devlettir.