Obezite tedavisinde kullanılan zayıflama iğneleri yalnızca hekim ve diyetisyen takibiyle güvenli ve etkili sonuç veriyor. Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, son yıllarda obezite tedavisinde yaygınlaşan ve kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli ilaçlarla ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu. Kalkan, bu ilaçların estetik amaçlı değil, kronik bir hastalık olan obezitenin tedavisi için geliştirildiğini vurgulayarak, yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmeyen ilaç kullanımının kalıcı başarı sağlamadığını belirtti.
Son yıllarda obezite tedavisinde önemli bir dönüşüm
yaşanırken, kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen ilaçlar da
en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri haline geldi. Ancak bu yoğun ilgi,
beraberinde bilgi kirliliğini ve gerçekçi olmayan beklentileri de getiriyor.
Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve
Diyetetik Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, zayıflama iğneleriyle
ilgili merak edilenleri güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirdi.
Zayıflama iğneleri tokluk hormonlarını taklit ederek etki
gösteriyor
Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, kamuoyunda zayıflama iğnesi
olarak bilinen ilaçların büyük bölümünün inkretin bazlı ilaçlar olduğunu
belirterek şu bilgileri paylaştı:
"Semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçlar,
bağırsaklardan yemek sonrasında salgılanan GLP-1 ve GIP isimli doğal tokluk
hormonlarını taklit eder. Günümüzde bağırsak, yalnızca bir sindirim organı
değil, vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli bir endokrin organ olarak
değerlendirilmektedir. Bu ilaçlar pankreastan kan şekerine bağlı olarak insülin
salınımını artırırken mide boşalmasını geciktirir ve beyindeki iştah
merkezlerini etkileyerek tokluk hissini uzatır. Böylece günlük enerji alımı
azalır."
Herkes kullanamaz, estetik amaçlı geliştirilmedi
Kalkan, bu ilaçların birkaç kilo vermek isteyen herkes için
uygun olmadığının altını çizdi.
"Söz konusu ilaçlar estetik amaçla birkaç kilogram
vermek için değil, tip 2 diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların tıbbi
tedavisi için geliştirilmiştir."
Uluslararası kılavuzlara göre ilaçların; yaşam tarzı
değişikliğinden yeterli fayda göremeyen, beden kütle indeksi (BKİ) 30 kg/m² ve
üzerinde olan veya BKİ'si 27 kg/m²'nin üzerinde olup hipertansiyon,
dislipidemi, uyku apnesi ya da kardiyovasküler hastalık gibi obeziteye eşlik
eden en az bir hastalığı bulunan erişkinlerde kullanılmasının önerildiğini
belirten Kalkan, tedavinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerektiğini
ifade etti.
En sık görülen yan etkiler sindirim sistemiyle ilişkili
Zayıflama iğnelerinin her ilaçta olduğu gibi yan etkileri
bulunduğunu söyleyen Kalkan, özellikle tedavinin ilk haftalarında bulantı,
kusma, ishal ve kabızlık gibi sindirim sistemi şikâyetlerinin görülebildiğini
belirtti. Kalkan, "Yan etkiler çoğunlukla ilk 4-8 haftada ve doz artırımı
dönemlerinde ortaya çıkar. Vücut ilaca uyum sağladıkça genellikle azalır"
dedi.
Belirli tiroid kanseri öyküsü, ciddi pankreatit, tip 1
diyabet, gebelik ve emzirme gibi bazı durumlarda ilaçların kullanılmaması ya da
çok yakın takip gerektirdiğini vurgulayan Kalkan, uygunluğun mutlaka hekim
tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Doğru beslenme yan etkilerin hafiflemesine yardımcı oluyor
Beslenme düzeninin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu
belirten Kalkan, küçük porsiyonlarla beslenmenin, yavaş yemek yemenin,
özellikle doz artırım zamanlardında yağlı ve kızartılmış besinlerden kaçınmanın
bulantıyı azaltabileceğini ifade etti.
Kabızlık yaşayan bireylerde sıvı tüketiminin artırılması ve
lif alımının kademeli yükseltilmesinin; ishal durumunda ise yağlı ve çok
baharatlı besinlerin sınırlandırılmasının faydalı olabileceğini belirten
Kalkan, gün içine yayılan yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çekti.
Tartıdaki rakam değil, kaybedilen ağırlığın içeriği önemli
Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ilaçlarla verilen kilonun
yalnızca yağ dokusundan oluşmadığını belirterek önemli bir noktaya dikkat
çekti.
"Başarılı bir kilo kaybında önemli olan sadece tartıdaki
düşüş değildir. Asıl önemli olan kaybedilen ağırlığın ne kadarının yağdan, ne
kadarının kas dokusundan geldiğidir."
İştah azalmasıyla birlikte protein alımının da düştüğünü
belirten Kalkan, bunun kas kaybını artırabileceğini söyledi.
"Semaglutid ile yapılan STEP 1 çalışmasının vücut
kompozisyonu analizinde kaybedilen ağırlığın yaklaşık yüzde 35-40'ının yağsız
dokudan, yani kas dahil dokulardan geldiği gösterildi. Kas dokusunun kaybı
bazal metabolizma hızını düşürebilir ve ilerleyen dönemde ağırlık geri
kazanımını kolaylaştırabilir."
İlaç bırakıldığında kilo geri alımı görülebiliyor
Kalkan, bilimsel çalışmaların ilaç bırakıldıktan sonra kilo
geri alımının sık görüldüğünü ortaya koyduğunu belirtti.
"STEP 4 ve
SURMOUNT-4 çalışmalarında ilaca devam eden bireylerin ağırlık kaybının devam
ettiği, tedaviyi bırakan gruplarda ise belirgin kilo geri alımı yaşandığı
görüldü. Bu geri alım, irade eksikliğinin değil, biyolojik bir
sürecin beklenen sonucudur; kişiler ilacı bıraktığında hem daha fazla açlık
hisseder hem de daha az enerji harcar. Bu tablo, obezitenin kronik ve tekrarlayan
bir hastalık olduğunu bir kez daha ortaya koyar.”
Kas kaybı uzun vadede önemli risk oluşturuyor
Tekrarlayan kilo verme ve geri alma döngülerinin zamanla
vücut kompozisyonunu olumsuz etkileyebileceğini belirten Kalkan, özellikle
ileri yaşlarda sarkopenik obezite riskine dikkat çekti.
Asıl kritik noktanın uzun vadede ortaya çıktığına dikkat
çeken Kalkan, “İlaç bırakıldığında geri alınan ağırlık daha çok yağ dokusundan
oluşur; kaybedilen kas ise aynı kolaylıkla geri kazanılmaz. Bu nedenle
tekrarlayan verme-geri alma döngüleri zamanla vücuttaki yağ oranının artmasına
ve kas oranının gerilemesine yol açabilir” uyarısında bulundu.
Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, şunları söyledi:
“Özellikle ileri yaşta ve sık tekrarlayan döngülerde bu
durum; kas kütlesi ve gücünün azaldığı, buna karşın yağ oranının yüksek olduğu
‘Sarkopenik obezite’ tablosuna zemin hazırlayabilir. Obezitesi olan kadınlarda
yapılan bir çalışmada, ağırlık kaybı sırasında kaybedilen her 1 kg yağa
karşılık 0,26 kg yağsız doku kaybedilirken, sonraki dönemde geri alınan her 1
kg yağa karşılık yalnızca 0,12 kg yağsız doku geri kazanılmıştır.
Kısacası
kas dokusu kaybedilirken kolay, yeniden kazanılırken zordur; bu da kas
kütlesini en baştan korumayı çok daha önemli kılar. Bu nedenle süreç, en başından
itibaren diyetisyen tarafından bireye özgü bir tıbbi beslenme tedavisiyle
planlanmalı; hekim ve diyetisyenin birlikte yürüttüğü bir ekip yaklaşımıyla
düzenli olarak takip edilmelidir. Ayrıca tedaviye bir
fizyoterapist eşliğinde direnç antrenmanının eklenmesi, kas kütlesinin
korunmasına önemli katkı sağlar.”
Protein ve direnç egzersizi tedavinin vazgeçilmezleri
arasında
Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, GLP-1 tedavisi alan
bireylerde yeterli protein alımı ve düzenli direnç egzersizinin kas kaybını
önlemek açısından kritik olduğunu belirtti.
"İştah azalması nedeniyle yalnızca enerji değil;
karbonhidrat, protein, vitamin ve mineral alımları da düşebiliyor. Bu nedenle
beslenme planı mutlaka kişiye özel hazırlanmalı, gerektiğinde B12 vitamini,
demir, çinko, D vitamini, kalsiyum ve magnezyum gibi mikro besin ögeleri
açısından düzenli takip yapılmalıdır."
"İlaçlar yaşam tarzı değişikliğinin yerine geçmez"
Tedavi sürecinde yapılan en büyük hatalardan birinin aşırı
düşük enerji alımı olduğunu belirten Kalkan, öğün atlamanın kas kaybını
artırabileceğini ifade etti.
"İştah kontrolünün kişiler tarafından sağlanabilir hale
gelmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kalıcı hale getirmek için önemli
bir fırsattır. İlaç bırakıldığında görülen ağırlık geri alımını sınırlamanın
en etkili yolu da bu dönemde kazanılan yaşam tarzı değişiklikleridir. Nitekim
STEP 3 çalışmasında semaglutid, diyetisyen eşliğinde yürütülen yoğun bir yaşam
tarzı desteğiyle birlikte yaklaşık yüzde 16 ağırlık kaybı sağlarken, yalnızca
yaşam tarzı desteği alan grupta bu oran yüzde 5,7'de kalmıştır. Bu nedenle ilaçların kullanıldığı dönemde yetersiz beslenmek
yerine sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır."
Türkiye'de obezite oranı artıyor
Kalkan, TÜİK'in 2025 Türkiye Sağlık Araştırması verilerine
göre 15 yaş ve üzerindeki bireylerde obezite sıklığının yüzde 21,8'e
yükseldiğini, kadınlarda bu oranın yüzde 24,8, erkeklerde ise yüzde 18,7 olarak
bildirildiğini hatırlattı.
Zayıflama iğneleri bir kısayol değil
Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, sözlerini şu
değerlendirmeyle tamamladı:
"Bu ilaçları ne tamamen reddetmek ne de mucize çözüm
olarak görmek doğru yaklaşımdır. Modern tıp, obezite tedavisinde oldukça etkili
ilaç seçenekleri sunuyor. Ancak bu tedaviler beslenme düzeni, fiziksel aktivite
ve davranış değişikliğiyle birlikte uygulandığında anlamlı ve sürdürülebilir
sonuç verir. Zayıflama iğneleri tek başına bir çözüm değil, doğru planlanmış
multidisipliner tedavinin önemli bir parçasıdır."