Prostat kanserinin erken dönemde çoğu zaman belirti vermediğine dikkat çeken Prof. Dr. Fatih Hızlı, özellikle belirli bir yaştan sonra ve ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerin kişisel risklerini bir üroloji uzmanıyla değerlendirmesinin önemli olduğunu söyledi.
Prostat Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, Sağlık Bilimleri
Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Üroloji Kliniğinden Prof. Dr. Fatih Hızlı ile prostat kanserinde
erken tanının önemi, risk faktörleri, tarama yöntemleri ve güncel tedavi
seçeneklerini konuştuk.
Prostat kanseri
nedir, kimlerde daha sık görülür ve erkek sağlığı açısından neden önemli bir hastalıktır?
Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanserlerden bir
tanesidir. Erkekteki akciğer kanserinden sonra ikinci sıklıktadır ve ileri yaş
erkekler arasında önemli bir sağlık problemidir.
Prostat mesanenin hemen altında bulunan ve erkek üreme
sisteminin bir parçası olan bir organdır. Prostat kanserinin en önemli
özelliklerinden bir tanesi erken dönemde herhangi bir bulgu vermemesidir. Bu
nedenle kişinin kendini tamamen sağlıklı hissetmesi prostat kanseri olmadığı
anlamına gelmez.
Hastalığın görülme sıklığı yaşla birlikte artmaktadır. Ömrü
boyunca her 6 erkekten 1 tanesi prostat kanserine yakalanacaktır. İnsidansa
bakarsak genelde 65 yaş üzeri hastalarda yüzde 60 üzerinde prostat kanseri yakalanmıştır
ve her yıl 250 bin yeni prostat kanseri tanısı konmaktadır.
Ancak önemli bir avantajımız vardır. Prostat kanseri erken
evrede yakalandığında uygun hastalarda tamamen tedavi edilebilme şansı oldukça
yüksektir. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşımaktadır.
Prostat kanseri erken
dönemde belirti verir mi, hangi şikâyetler dikkate alınmalıdır?
Prostat kanseri erken dönemde çoğu zaman belirti
vermemektedir. Bu nedenle “Benim hiçbir şikayetim yok, prostat kanseri olmam”
düşüncesi doğru değildir.
Hastalık ilerlediğinde idrar yapmada güçlük, idrar akımında
azalma, sık idrara çıkma veya gece idrara kalkma gibi şikayetler ortaya
çıkabilmektedir. Ancak bu belirtilerin çok önemli bir kısmı prostat kanserinden
ziyade iyi huylu prostat büyümesine bağlıdır.
İdrarda kan görülmesi veya özellikle açıklanamayan bel
ağrısı, kalça ağrısı, kemik ağrısı gibi bulgular mutlaka değerlendirilmelidir.
Temel mesajımız: “Prostat kanserini erken yakalamak için belirtilerin ortaya
çıkmasını beklememek gerekmektedir.”
Yaş ve ailede prostat
kanseri öyküsü hastalığa yakalanma riskini nasıl etkiler?
Prostat kanserinde en önemli risk faktörlerinden bir tanesi
yaştır. Yaş ilerledikçe prostat kanserinin görülme sıklığı belirgin olarak
artmaktadır. Bunun yanında aile öyküsü de çok önemlidir.
Baba veya erkek kardeş gibi birinci derece akrabalarda
prostat kanseri bulunan erkeklerde risk, toplum ortalamasının çok üzerine
çıkmakta ve 3 ila 8 kat artmaktadır. Ailede birden fazla kişide prostat kanseri
bulunması veya hastalığın genç yaşta ortaya çıkması durumunda daha dikkatli
olmak gerekmektedir. Genç yaşta prostat kanseri gelişen hastalarda ise BRCA2
gen mutasyonlarını araştırıyoruz.
Prostat kanserinde herkese aynı tarama programını uygulamak
yerine kişinin yaşı ve ailesel riskini dikkate alarak kişiselleştirilmiş bir
erken tanı yaklaşımı daha doğru olarak görüyoruz.
Erkekler prostat
kanseri kontrollerine kaç yaşında başlamalı ve hangi testleri yaptırmalıdır?
Burada tek bir yaş söylemekten ziyade kişinin risk durumuna
göre hareket etmek daha doğrudur. Ortalama risk taşıyan erkeklerde prostat
kanseri açısından erken tanı konusunda hekimle görüşme genellikle 50 yaş
civarında başlıyor.
Birinci derece akrabasında prostat kanseri varsa tarama
yaşını 45’e çekiyoruz. 45 yaşından sonra prostat taraması yapıyoruz. Ne
yapıyoruz? Parmakla rektal muayene ve PSA. Eğer şüpheli bir bulgu görürsek
multiparametrik MR istiyoruz. Multiparametrik MR’da duruma göre biyopsi
istiyoruz ya da hastaları takip ediyoruz.
Erken evrede saptanan
prostat kanserinde hangi tedavi seçenekleri bulunuyor?
Elimizde birçok tedavi seçeneğimiz var. Erken evrede
yakaladığımız prostat kanserinde bunların içerisinde aktif izlemden cerrahiye,
radyoterapiye ya da hormonoterapiye kadar farklı seçeneklerimiz söz konusu.
Aktif izlemde hastayı kendi haline bırakmak değil; PSA,
parmakla rektal muayene, MR ve gerektiğinde biyopsilerle hastayı yakından takip
ediyoruz. Eğer hastalıkta anlamlı bir ilerleme olursa tedaviyi ona göre, ayrı
bir ilerleme olduğunda tedaviye geçiyoruz.
Tedavi gerektiren lokalize hastalıkta ise temel seçenekler
cerrahi veya radyoterapidir.
Uygun hastalarda ise önemli bir cerrahi seçenek açık radikal
retropubik prostatektomidir. Bu radikal retropubik prostatektomi açık olabilir,
laparoskopik olabilir veya robotik olabilir. Üç seçeneğimiz var.
Tedavi kararını hastanın yaşı, yaşam beklentisi, genel
sağlık durumu, tümörün risk grubu ve hasta tercihlerine göre değerlendiriyoruz.
Yani günümüzde herkese tek bir tedavi yaklaşımı yerine hastaya özel tedavi
anlayışını ön planda tutuyoruz.
PSA değeri yüksek
çıktığında hasta mutlaka prostat kanseri olduğunu mu düşünmeli?
Hayır. PSA yüksekliği prostat kanseri anlamına gelmez. PSA
prostat dokusu ile ilişkili bir belirteç. Prostat kanserinin yanı sıra iyi
huylu prostat büyümesi, kronik prostatit dediğimiz prostat iltihabı, idrar yolu
enfeksiyonlarında da ve bazı ürolojik girişimlerde de işte sistoskopiydi,
biyopsiydi, belli farklı durumlarda da sonda takılması gibi durumlarda da PSA
yükselebiliyor.
Bu nedenle tek bir PSA değerine bakmadan kanser tanısı
koymak doğru değil. PSA'nın zaman içinde değişimi, PSA'nın yoğunluğu yani PSA
densitesi, prostatın büyüklüğü, hastanın yaşı ve aile öyküsü gibi faktörleri
birlikte değerlendiriyoruz.
Gerektiğinde prostat MR'ı yani multiparametrik MR'ı çekiyor
ve biyopsi gerekip gerekmediğini bütüncül bir değerlendirme sonucunda karar
veriyoruz. Dolayısıyla yüksek bir PSA bir alarmdır ama tek başına prostat
kanseri tanısı değildir.
Prostat MR’ı ve
biyopsi günümüzde prostat kanseri tanısında nasıl bir rol oynuyor?
Prostat MR'ı son yıllarda tanı sürecinde çok önemli bir yere
gelmiştir. MR sayesinde prostat içerisindeki kanser açısından şüpheli bölgeler
belirleniyor ve bu bölgeleri PI-RADS sistemiyle standart şekilde
değerlendiriyoruz. Bunu kim yapıyor? Radyologlar yapıyor. Prostat içerisindeki
şüpheli alanları 1 ile 5 arası, PI-RADS 1'den 5'e kadar değerlendiriyor,
yorumluyorlar. Biz de ona göre biyopsi alıyoruz. Biyopsi patoloji sonucuna göre
tedavi yol haritamızı belirliyoruz.
Prostat kanseri tanısı
konulduğunda her hastanın ameliyat olması gerekir mi?
Hayır, kesinlikle her hastanın ameliyat olması gerekmiyor.
Prostat kanserinin biyolojik davranışı hastadan hastaya değişebilmektedir.
Düşük riskli bazı hastalarda aktif izlem en doğru yaklaşım olabilir.
Bu hastaları düzenli PSA, MR ve gerektiğinde biyopsiyle
takip ediyoruz. Buna karşılık tedavi gerektiren lokalize hastalıkta cerrahi
veya radyoterapi gibi seçenekler gündeme geliyor. Aynı zamanda hormonoterapi de
verebiliyoruz bu tip hastalara.
Burada amaç sadece kanseri ortadan kaldırmak değil, aynı
zamanda hastanın yaşam kalitesini de korumak. Özellikle idrar kontrolü ve
cinsel fonksiyonu gibi konuları tedavi öncesinde hastayla ayrıntılı olarak
konuşuyoruz. Dolayısıyla prostat kanseri tanısı almak otomatik olarak ameliyat
olmak anlamına gelmemektedir.
Prostat kanseri
ilerlemiş ve metastatik olduğunda tedavi şansı var mı?
Evet. Metastatik prostat kanserinin tedavisinde son yıllarda
çok önemli gelişmeler yaşandı. Geçmişte tedavi seçeneklerimiz daha sınırlıyken
bugün androjen baskılama tedavisine ilaveten yeni nesil hormon tedavileri,
kemoterapi ve uygun hastalarda diğer sistemik tedaviler sayesinde hastalığı çok
daha uzun süre kontrol altına tutabiliyoruz.
Günümüzde hastalığın yaygınlığı, metastazların yeri ve
sayısı, hastanın genel durumu ve tümörün biyolojik özellikleri gibi birçok
faktörü dikkate alıyoruz.
Bu nedenle metastatik prostat kanserinin tanısı “Artık
yapılacak bir şey yok” anlamına gelmemekte. Uygun tedaviyi seçerek hastaların
hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz.
Son olarak erkeklere
prostat kanseri konusunda vermek istediğiniz mesaj nedir?
Prostat kanseri konusunda erkeklere vermek istediğim mesaj,
şikayetlerin ortaya çıkmasını beklememeleri. Çünkü prostat kanseri erken
dönemde çoğu zaman maalesef belirti vermemekte, sessiz ilerlemektedir.
Belirli bir yaştan sonra ve ailesinde prostat kanseri
bulunan erkeklerin kişisel risklerini bir üroloji uzmanıyla değerlendirmeleri
önemlidir. Günümüzde prostat kanserini erken tanımak için PSA'nın yanında
prostat MR'ı yani multiparametrik MR'ı ve gerektiğinde hedefe yönelik biyopsi
gibi çok daha gelişmiş tanı yöntemlerine sahibiz.
Prostat kanseri saptandığında da artık tek bir tedavi
seçeneğimiz yok. Aktif izlemden cerrahiye, radyoterapi ve modern sistemik
tedavilere kadar hastalığın özelliklerine ve hastanın durumuna göre birçok
seçeneğimiz bulunmaktadır. Kısacası erken tanı hayat kurtarır. Doğru hastaya
doğru tedavi uygulamak ise hem kanser kontrolünü hem de yaşam kalitesini
hedeflememizi sağlar.
Kaynak: Medimagazin