Her kene tutunmasının KKKA gelişeceği anlamına gelmediğini ancak temas sonrası gelişebilecek ateş, halsizlik, kas ağrısı, bulantı, ishal ve kanama bulgularının ciddiye alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Nevin İnce, 10 günlük takip sürecinin önem taşıdığını vurguladı.
Türkiye
EKMUD Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda Zoonotik Hastalıklar ve Viral
Kanamalı Ateşler Çalışma Grubu Koordinatörü Doç. Dr. Nevin İnce ile Kırım Kongo
Kanamalı Ateşi’nin bulaş yollarını, riskli bölgeleri, kene teması sonrası
dikkat edilmesi gereken belirtileri ve korunma yöntemlerini konuştuk.
Kırım Kongo
Kanamalı Ateşi’ni nasıl tanımlarsınız? Bu hastalığı toplum açısından önemli
hale getiren noktalar nelerdir?
Kırım
Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), çoğunlukla Hyalomma türü keneler aracılığıyla
bulaşan, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsünün neden olduğu zoonotik, yani
hayvanlardan insanlara geçebilen viral bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık
başlangıçta ateş, halsizlik, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, bulantı ve kusma
gibi grip benzeri, özgül olmayan belirtilerle başlayabilir. Ancak bazı
hastalarda kanama, karaciğer tutulumu, pıhtılaşma bozukluğu, şok ve çoklu organ
yetmezliğine kadar ilerleyebilen ağır bir klinik tabloya yol açabilir. Bu
nedenle her kene tutunması KKKA gelişeceği anlamına gelmez; ancak riskli
bölgede kene teması sonrası gelişen ateş, halsizlik ve benzeri yakınmalar
mutlaka ciddiye alınmalıdır.
KKKA’yı
toplum açısından önemli kılan temel nokta, hastalığın Türkiye’de yerleşik ve
mevsimsel özellik gösteren önemli bir halk sağlığı sorunu olmasıdır. Olgular
özellikle kene aktivitesinin arttığı ilkbahar ve yaz aylarında görülür. Orta
Karadeniz, Kuzey İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun kuzey kesimleri, özellikle Kelkit
Havzası çevresi uzun yıllardır riskli bölgeler olarak bilinmektedir. Çiftçiler,
hayvancılıkla uğraşanlar, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner
hekimler, kırsal alanda yaşayanlar ve sağlık çalışanları daha yüksek risk
altındadır.
Bu
nedenle KKKA, paniğe yol açmadan ancak ciddiyetle ele alınması gereken bir
enfeksiyon hastalığıdır. Kene teması sonrası ateş, halsizlik, kas ağrısı,
bulantı veya kanama bulguları gelişirse vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna
başvurulmalıdır.
Sağlık
Bakanlığı/HSGM’nin 2026 yılı istatistik verilerine göre Türkiye’de 2002–2025
yılları arasında toplam 17.813 KKKA olgusu ve 855 ölüm bildirilmiş, vaka-ölüm
hızı yaklaşık %4,86 olarak hesaplanmıştır. 2024 yılında 593 vaka ve 20 ölüm,
2025 yılında ise 681 vaka ve 36 ölüm kaydedilmiştir. 2026 yılına ilişkin ulusal
resmi yıl sonu verisi henüz oluşmadığı için, basına yansıyan rakamları resmi
toplam veri olarak değerlendirmemek gerekir. Bununla birlikte 2026 yılında
özellikle Sivas, Tokat ve Yozgat çevresinden bildirilen olgular ve ölüm
haberleri, hastalığın güncelliğini koruduğunu göstermektedir. Basına yansıyan
haberlerde; Haziran ayında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesine başvuran
38 hastadan 26’sında KKKA saptandığı, 5 kişinin hayatını kaybettiği ve 9
kişinin tedavisinin sürdüğü bildirilmiştir. Ayrıca Temmuz ayı başında
Sivas/Koyulhisar’dan bir hastanın, Haziran ayında ise Yozgat’ta 15 yaşındaki
bir çocuğun KKKA şüphesiyle yaşamını yitirdiği haberleri yer almıştır.
Her
kene tutunması KKKA açısından aynı riski taşır mı? Bu riski belirleyen
faktörler nelerdir?
Hayır,
her kene tutunması KKKA açısından aynı riski taşımaz. KKKA bulaşı açısından
özellikle Hyalomma türü keneler önemlidir; ancak her kene virüsü taşımaz ve her
tutunma hastalıkla sonuçlanmaz.
Riski
belirleyen başlıca faktörler; kişinin bulunduğu coğrafi bölge, mevsim, kenenin
türü, kenenin virüsü taşıyıp taşımadığı, kenenin vücutta kalma süresi ve
kenenin nasıl çıkarıldığıdır. Türkiye’de risk, hastalığın endemik olduğu
bölgelerde ve özellikle ilkbahar-yaz aylarında artar. Tarım ve hayvancılıkla
uğraşanlar, kırsal alanda yaşayanlar, hayvan teması olanlar ve sağlık
çalışanları bu açıdan daha dikkatli olmalıdır.
Kene
fark edildiğinde panik yapılmamalı; ancak kene çıplak elle ezilmemeli, üzerine
kolonya, alkol, gaz yağı gibi maddeler dökülmemeli ve en kısa sürede uygun
şekilde çıkarılmalıdır.
Türkiye’de
KKKA vakaları daha çok hangi bölgelerde ve yılın hangi dönemlerinde görülüyor?
Bu dağılımı etkileyen nedenler nelerdir?
Türkiye’de
KKKA vakaları en sık Orta Karadeniz, Kuzey İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun kuzey
kesimlerinde; özellikle Tokat, Sivas, Çorum, Yozgat, Gümüşhane, Erzincan ve
çevresinde görülmektedir. Hastalık çoğunlukla kenelerin aktif olduğu ilkbahar
ve yaz aylarında, özellikle nisan-ekim döneminde artış gösterir. Bu dağılımda
kene türlerinin bölgesel yayılımı, iklim ve bitki örtüsü, hayvancılık
faaliyetleri, kırsal yaşam ve açık alan temasının artması belirleyici rol
oynar.
Bir kişi
vücudunda kene fark ettiğinde ilk olarak ne yapmalı? Kenenin çıkarılması konusunda
nasıl bir yol izlenmeli?
Kişi
vücudunda kene fark ettiğinde panik yapmadan, keneyi en kısa sürede uygun
yöntemle çıkarmalıdır. Kene çıplak elle tutulmadan, ince uçlu bir pens veya
cımbız yardımıyla deriye en yakın yerden kavranmalı; ezmeden, koparmadan ve
döndürmeden yavaşça çıkarılmalıdır. Kişi keneyi güvenli şekilde çıkaramıyorsa
en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.
Kene
tutunması sonrası yapılan yanlış uygulamalar nelerdir? Bu hatalar hastalık
riskini ya da süreci nasıl etkileyebilir?
En
sık yapılan yanlış uygulamalar; kenenin üzerine kolonya, alkol, gaz yağı,
zeytinyağı gibi maddeler dökmek, sigara basmak, keneyi ezmek, patlatmak veya
elle koparmaya çalışmaktır. Bu tür uygulamalar kenenin vücut sıvılarının veya
salgılarının temasını artırabilir ve enfeksiyon bulaş riskini yükseltebilir. Bu
nedenle kene mekanik olarak, bütünlüğü bozulmadan ve mümkün olan en kısa sürede
çıkarılmalıdır.
Kene teması
sonrası kişi kendisini ne kadar süre takip etmeli? Hangi belirtiler ortaya
çıktığında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalı?
Kene
teması sonrası kişi kendisini 10 gün süreyle takip etmelidir. Bu süre içinde
ateş, halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, bulantı, kusma,
ishal veya herhangi bir kanama bulgusu ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden sağlık
kuruluşuna başvurmalıdır. Özellikle KKKA’nın görüldüğü bölgelerde bu belirtiler
basit bir kırgınlık olarak değerlendirilmemeli; kene teması öyküsü mutlaka
hekime bildirilmelidir.
KKKA’nın ilk
belirtileri genellikle nasıl başlar? Hastalığın daha ciddi seyrettiğini
düşündüren bulgular nelerdir?
KKKA’nın
ilk belirtileri genellikle ani başlayan ateş, halsizlik, baş ağrısı, yaygın kas
ve eklem ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve bazen ishal şeklindedir.
Hastalığın ciddi seyrettiğini düşündüren bulgular; burun ve diş eti kanaması,
idrarda veya dışkıda kan görülmesi, ciltte morarma ya da döküntü, bilinç
bulanıklığı, tansiyon düşüklüğü ve genel durumun hızla bozulmasıdır. Kene
teması sonrası bu belirtiler gelişirse zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna
başvurulmalıdır.
KKKA tanısı
nasıl konur ve tanı alan hastalarda tedavi-takip süreci nasıl ilerler?
KKKA
tanısı; kene teması veya riskli bölgede bulunma öyküsü, klinik bulgular ve
laboratuvar testlerinin birlikte değerlendirilmesiyle konur. Kan sayımında
lökosit ve trombosit düşüklüğü, karaciğer enzimlerinde yükselme ve pıhtılaşma
testlerinde bozulma gibi bulgular tanı açısından yol göstericidir. Kesin tanı
ise uygun merkezlerde moleküler yöntemler, özellikle PCR ve/veya serolojik
testlerle doğrulanır.
Tedavide
temel yaklaşım erken tanı, hastane izlemi ve destek tedavisidir. Hastalarda
sıvı-elektrolit dengesi, kanama bulguları, karaciğer ve böbrek fonksiyonları,
pıhtılaşma parametreleri ve genel klinik durum yakından takip edilir. Gerekli
durumlarda kan ve kan ürünleri desteği, organ yetmezliği gelişen hastalarda ise
yoğun bakım desteği gündeme gelebilir.
Kenelerden
korunmak için özellikle kırsal alanda yaşayanlar, tarım ve hayvancılıkla
uğraşanlar ya da doğada vakit geçirenler nelere dikkat etmeli?
Kenelerden
korunmada en etkili yaklaşım, kene ile teması azaltmaktır. Kırsal alana, tarla
ve bahçeye ya da piknik alanlarına gidilirken açık renkli, uzun kollu giysiler
tercih edilmeli; pantolon paçaları çorap içine sokulmalı ve dönüşte tüm vücut
kene açısından kontrol edilmelidir. Özellikle koltuk altı, kasık bölgesi, diz
arkası, saçlı deri, kulak arkası ve bel çevresi dikkatle incelenmelidir.
Hayvanların
üzerindeki kenelere çıplak elle temas edilmemeli, hayvan bakımı sırasında
mümkün olduğunca eldiven kullanılmalıdır. Vücutta kene tutunması fark edilirse
kene ezilmeden, koparılmadan ve üzerine herhangi bir madde dökülmeden uygun
şekilde en kısa sürede çıkarılmalı; çıkarılamıyorsa sağlık kuruluşuna
başvurulmalıdır.
Son olarak,
KKKA hastalarında kişiden kişiye bulaş riski var mıdır? Hasta yakınları ve
sağlık çalışanları açısından hangi izolasyon önlemleri alınmalıdır?
KKKA’da
kişiden kişiye bulaş gündelik temasla beklenmez; ancak hastanın kanı, kusmuk,
idrar, dışkı gibi vücut sıvıları veya enfekte dokularıyla korunmasız temas
sonucu bulaş olabilir. Bu nedenle KKKA şüphesi veya tanısı olan hastalar
hastanede uygun izolasyon önlemleriyle izlenmelidir.
Sağlık
çalışanları temas ve damlacık önlemlerine uymalı; eldiven, cerrahi maske,
gözlük veya yüz koruyucu ve önlük gibi kişisel koruyucu ekipman kullanmalıdır.
Kanama döneminde bulaş riski arttığı için hasta yakınları da kan ve vücut
sıvılarıyla temastan kaçınmalı; bakım süreci sağlık ekibinin önerileri
doğrultusunda yürütülmelidir. Sağlık Bakanlığı tarafından 2025 yılında
yayımlanan KKKA Vaka Yönetim Rehberi de bu hastalarda erken tanı, uygun
izolasyon, temaslı yönetimi ve destek tedavisinin önemini vurgulamaktadır.
Kaynak:
Medimagazin