ChatGPT, Grok ve Claude’un da aralarında bulunduğu altı büyük dil modelini inceleyen araştırmada, yapay zeka sistemlerinin standart damgalama anketlerinde insanlardan daha az ön yargılı sonuç verdiği ancak günlük yaşam senaryolarında kişilere sağlık durumlarına göre farklı yaklaştığı belirlendi.
Büyük dil modellerinin ürettiği yanıtlar, eğitildikleri verilerden etkileniyor. Eğitim verilerinde toplumsal ön yargıların bulunması, modellerin etnik köken, cinsiyet veya coğrafi bölge gibi unsurlara dayanan kalıp yargıları yanıtlarında istemeden yeniden üretmesine yol açabiliyor.
Büyük
dil modellerine dayalı sohbet robotlarının sağlık hizmetlerinde giderek daha
fazla kullanılması ise sağlık durumlarına yönelik damgalamanın tanı ve bakım
süreçlerini olumsuz etkileyebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.
Nature
Health’te yayımlanan araştırmada, yaygın olarak kullanılan büyük dil
modellerinin HIV, hepatit B ve ruhsal hastalıklar gibi belirli sağlık sorunları
bulunan kişilere karşı örtük ön yargılar taşıyıp taşımadığı incelendi.
Araştırmacılar,
modellerin standart testlerde ne kadar adil göründüğü ile gerçek yaşamı
yansıtan durumlarda ürettikleri değerlendirmeler arasındaki farkı ortaya
koymayı amaçladı.
Altı Büyük
Dil Modeli İki Aşamada İncelendi
Araştırmaya
ChatGPT, Grok ve Claude’un da aralarında bulunduğu altı büyük dil modeli dahil
edildi.
Çalışmanın
ilk aşamasında modellere, insanlarda HIV, hepatit B ve ruhsal hastalıklara
yönelik damgalamayı ölçmek için kullanılan standart anketler uygulandı.
Modellerin
yanıtları, aynı testleri tamamlayan 56 binden fazla kişinin sonuçlarıyla
karşılaştırıldı. Standart anketlerde büyük dil modellerinin insanlardan daha
düşük damgalama puanı aldığı ve daha az belirgin ön yargı gösterdiği görüldü.
Araştırmanın
ikinci aşamasında modellerin gerçek yaşamı taklit eden bağlamsal
değerlendirmelerde nasıl davrandığı incelendi.
Bu
amaçla günlük yaşamdan 51 açık uçlu hikâye senaryosu hazırlandı. Büyük dil
modellerinden her hikâyede daha sonra ne olacağını tahmin etmeleri istendi. Her
denemede senaryodaki diğer bütün ayrıntılar aynı tutulurken yalnızca karakterin
sağlık durumu değiştirildi.
Senaryolar
farklı sağlık durumlarıyla tekrarlandı; sağlıklı olarak tanımlanan karakter,
diğer denemelerde şizofreni, HIV veya hepatit B tanısı bulunan bir kişiyle
değiştirildi.
İngilizce
ve Çince yürütülen değerlendirmelerde modellerin toplam 61 bin 200 kararı
incelendi. Araştırmacılar, yalnızca sağlık durumunun değiştirilmesinin
karakterin ne ölçüde sempati uyandıran veya güvenilir biri olarak
gösterildiğini etkileyip etkilemediğini değerlendirdi.
Sağlık Durumuna
Göre Farklı Değerlendirmeler Üretildi
Standart
anketlerde insanlardan daha düşük damgalama puanı alan modellerin, günlük yaşam
senaryolarında kişilere sağlık durumlarına göre farklı yaklaştığı görüldü.
Ön
yargının en güçlü biçimde, ruhsal hastalığı, HIV veya hepatit B’si bulunan
kişilerle sağlıklı kişiler karşılaştırıldığında ortaya çıktığı bildirildi.
Büyük
dil modelleri tarafından üretilen bazı hikâye sonlarında HIV ve ruhsal
hastalıklar, tehlike veya kişiden uzak durulması gerektiği düşüncesiyle
ilişkilendirildi.
Sırt
ağrısı ve yüksek tansiyon ise daha sık acıma duygusu veya kişinin yetersiz
olduğu yönündeki varsayımlarla bağlantılandırıldı.
Kullanılan Dil
Sonuçları Etkiledi
Çalışmada
modellere verilen komutların dili de üretilen yanıtlar üzerinde etkili oldu.
Çince
komutların, özellikle ruh sağlığıyla ilgili senaryolarda İngilizce komutlara
kıyasla damgalayıcı kalıp yargılarla daha uyumlu yanıtlar ürettiği belirlendi.
Araştırmacılar
ayrıca yanıt vermeden önce adım adım akıl yürütmesi istenen modellerde ön
yargının çok daha az olduğunu bildirdi.
Ön Yargıyı
Azaltmak İçin Dokuz Strateji Belirlendi
Araştırma
ekibi, elde edilen bulgular doğrultusunda büyük dil modellerinden kaynaklanan
ön yargıyı azaltmaya yardımcı olabilecek dokuz strateji belirledi.
Bu
yöntemler arasında modelden kişiyi yalnızca tanısıyla tanımlamak yerine
bireysel özelliklerine odaklanmasının istenmesi ve sağlık durumunun verilen
görevle ilgisi bulunmadığında bu bilgiyi dikkate almaması yönünde talimat
verilmesi yer aldı.
Sağlık
kuruluşlarına uygun yapay zekâ komutlarından oluşan araç setleri sunulmasının,
farklı dillerde üretilen damgalayıcı yanıtları azaltabileceği belirtildi.
Araştırmacılar
ayrıca tıbbi yapay zekâ geliştiren şirketlerin, ürünlerini kullanıma sunmadan
önce gerçek yaşamı yansıtan bağlamsal değerlendirme görevleriyle ön yargı
denetimi yapmasını önerdi.
Kaynak: Medimagazin