Obezite cerrahisi, tip 2 diyabetin tedavisinde son yıllarda giderek daha fazla tercih edilen bir yöntem haline geldi. Peki bu yöntemler güvenli mi, riskleri neler, ameliyat sonrası süreçte hastaların nelere dikkat etmesi gerekir?
Tüp mide, gastrik bypass ve transit bipartisyon gibi cerrahi işlemlerin tip
2 diyabetin tedavisindeki etkilerine değinen Dr. Taha Klinik Hekimlerinden
Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Şükrü Aslan, “Hangi ameliyatın uygulanacağı,
hastanın durumu ve klinik değerlendirme doğrultusunda belirlenmeli. Ancak tüm
bu yöntemler, diyabetin cerrahi tedavisinde oldukça etkili. Uygun hastalara
yapılabilen Transit bipartisyon ameliyatı, önceki cerrahi prosedürlerin
iyileştirilmesi ve kombine edilmesi ile geliştirilmiş bir ameliyattır. Bu
yöntemle bir taraftan tüp mide ameliyatı gibi mide küçültülürken, diğer yandan
gastrik bypass ameliyatındaki gibi gıdaların daha hızlı ince bağırsakların
sonuna ulaşması sağlanır. Böylece oluşturulan metabolik etkilerle tip 2 diyabet
hastalarına fayda sağlanmış olur.” Dedi.
Kronik hastalıklara olumlu etkisi kanıtlandı
Obezite cerrahisinde kilo kaybı sağlamanın yanında hastaların kronik
hastalıkları üzerindeki olumlu etkilerinin varlığına dikkat çeken Dr. Şükrü
Aslan, “Tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu gibi hastalıklar çoğu
zaman obeziteyle ilişkilidir. Hastalar kilo verdiklerinde, sadece obeziteden
değil, diyabet, hipertansiyon ve eklem problemleri gibi hastalıklardan da
kurtulma şansı elde edebilirler.
Ayrıca yıllarca diyet ve egzersizle kilo vermeye çabalayan ancak bu konuda
başarılı olamayan hastalar için obezite cerrahisi gündeme gelebiliyor.
Özellikle tüp mide ve gastrik bypass gibi işlemler, hastaların metabolik
sağlıkları üzerinde olumlu etkiler yaratabiliyor ve çoğu zaman diyabet
tedavisinde ilaç kullanımını büyük oranda ortadan kaldırabiliyor.” ifadelerini
kullandı.
Ameliyat sonrası süreçte dikkat edilmesi gerekenler
Ameliyat sonrası iyileşme süreci ile ilgili de bilgi veren Dr. Aslan,
“Literatür, tüp mide ve safra kesesi ameliyatlarının risklerinin artık
birbirine yakın olduğunu belirtiyor. Eğer klinik deneyim yeterliyse, riskler
genellikle hastanın obezite durumu ile doğru orantılı olarak artar.
Laparoskopik cerrahi teknikler, hastalar için büyük bir avantaj sağlıyor. Kısa
süren ameliyatlar, hızlı iyileşme, tokluk hissi ve düzenli diyetle kilo
kontrolü gibi faktörler, obezite cerrahisinin önemli artılarındandır. Öte
yandan obezite cerrahisi sonrasında hastaların en çok karşılaştığı zorluklardan
biri de, alışkanlıklarının değişmesidir. Hastalar, ameliyat sonrası küçük mide
hacmi ile daha az yemek yediklerinden ve ameliyatın metabolik etkilerinden
dolayı iştahları genellikle azalır. Ancak bazı hastalarda ‘bu kadar az yemek
insana yeter mi’ şeklindeki düşüne yapısı ve çevre baskısı ile bazı hastalarda
psikolojik yemek yeme isteği, süreci olumsuz yönde etkileyebilir. Bu yüzden,
hastaların diyetisyen ve doktor kontrolünde, önerilen miktarlarda beslenmeleri
oldukça önemlidir. Aynı zamanda yapılan tedavinin kişiden kişiye farklı
sonuçlarla neticeleneceğinin bilinmesi gerekir ve hastalar başka hastalar ile
asla kendilerini kıyaslamamalıdır.” Şeklinde konuştu.
Önemli olan, yaşam boyu sağlıklı beslenme alışkanlıklarını
sürdürebilmektir.
Hastaların genellikle ameliyat sonrası kendilerini daha iyi hissettiğini
belirten Dr. Aslan, "Bazı hastalar, kilo verme sürecinde işler iyi
giderken ‘acaba bundan da yesem bir şeyler olur mu’ düşüncesi ile çeşitli
kaçamaklar yapabilmekte, 'Ben bunlardan da yedim, bir şey olmadı, kilo almadım'
gibi düşüncelerle, eski alışkanlıklarına geri dönebilmekteler. Ancak bu tür
kaçamaklar, tekrar kilo alma riskini beraberinde getirir. Önemli olan, yaşam
boyu sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürebilmektir. Obezite cerrahisi,
yalnızca kiloların kontrol altına alınmasını sağlamaz, aynı zamanda hastaların
hayat kalitesini artırır ve obeziteye bağlı kronik hastalıkların riskini büyük
oranda azaltır.” Şeklinde bilgi Verdi.