Dünya genelinde yaşanan nüfus artışı, beslenme, temiz suya ulaşma, enerji sağlama gibi yaşamımızı devam ettirecek ihtiyaçların karşılanması konusunda zorluklara neden oluyor. İnsan nüfusunun artması tükettiği enerji ve sebep olduğu tahribat nedeniyle iklimlere zarar veriyor. Gelecek nesiller için beslenmenin sürekliliği ve besin ögelerinin karşılanma ihtiyacının risk altında oluşu da başka bir tartışma konusu. Bu noktada sürdürülebilirlik kavramı ile karşılaşıyoruz. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Aslıhan Altuntaş, 11 Temmuz Dünya Nüfus Günü ile ilgili bilgi verdi, sürdürülebilir beslenmenin faydalarını ve yöntemleri hakkında bilgiler sundu.

Her doğum gıda talebini arttırıyor.

Doğan her bebek, gıda talebini arttırmakta ve gıda endüstrisini daha verimli kullanma ihtiyacı meydana getirmektedir. Gelişen teknolojiler ve gıda endüstrisindeki yenilikler son 10 yılda, daha fazla gıda üretimi ve sürdürülebilirlik için önemli adımlar atılmıştır. Sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalar, artan nüfusun beslenmesini karşılamak için önemlidir. Fakat daha fazla çalışmak ve yatırım gerekmektedir. Nüfusun artması, daha fazla enerji, su ve gıda talebi demektir, bu durum da doğal kaynakların aşırı kullanımına ve çevresel baskılara neden olur. Böylece ekosistem hizmetlerinin azalmasına ve doğal kaynakların tükenmesine neden olur.

Sürdürülebilir beslenme farklı yollardan sağlanabilir.

Artan insan nüfusuyla birlikte iklim değişikliği, çevresel bozulma ve kaynakların tükenmesi gibi sorunlarla mücadele etmek için sürdürülebilirlik odaklı politikalar ve çözümler gerekmektedir. Bu çözümlerden biri de sürdürülebilir beslenme çeşitleridir.

Sürdürülebilir beslenme çeşitleri;

1. Akdeniz beslenme tipi; taze gıdalar ve doymamış yağlar tüketilir. İşlenmiş ve paketli gıdaları tüketim oranı düşüktür. Ülkemiz için en uygun seçenek Akdeniz beslenme modeli olarak belirlenmiştir. Sürdürülebilir diyetlere çok kültürlü bir yaklaşım ile yerli veya yerel gıda sistemlerini anlayarak, gıdalar ve diyetlerle ilgili kültürel bilgideki çeşitliliği korumak için de fırsatlar sunabilmektedir. Aynı zamanda, yemek ve kültüre ilişkin geleneksel bilginin korunmasının önemini de gündeme getirmektedir. Ekolojik ayak izi bakımından beslenme modelleri incelendiğinde, Akdeniz diyetinin diğerlerine göre azot, karbon, su ve enerji ayak izinin daha küçük olması, dünyamızın sağlığına daha az olumsuz etki gösteren sürdürülebilir bir beslenme modeli olarak görülmektedir.

2. Nordik diyeti; İskandinav ülkeleri olan Danimarka, Finlandiya, Norveç, İzlanda, İsveç gibi ülkelerdeki geleneksel yeme biçimi Nordik diyetine dayanmaktadır. Akdeniz diyeti ile benzerlik göstermektedir. Zeytinyağı yerine kanola yağı kullanılması Akdeniz diyetinden en önemli farkıdır.

3. Çift piramit diyeti; klasik besin piramidinin yani Akdeniz beslenmesinin yanına besinlerin ekolojik ayak izleri sınıflandırılmaktadır. Hem bireysel hem de ekosistem açısından yeterli olacak besinleri göstermektedir.

4. Vegan ve Vejetaryen diyetler; kırmızı et, tavuk, balık veya peynir gibi hayvansal kaynaklı besinlerin elimine edildiği diyetlerdir.

Mevsimsiz tüketilen meyve sebzelere dikkat!

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yürütülen “Live Well Plate for Low Impact Food in Europe” (LIFE) projesi’ne göre; sürdürülebilir bir diyetin 6 temel ilkesi bulunmaktadır.

Sebze ve meyve tüketimini artırmak

Besin çeşitliliğini sağlamak

Et tüketimini makul seviyelere indirmek

Gıda israfını önlemek

Sertifikalı gıda satın almak

Şeker, şekerli içecekler, yağ, tuz ve tuz içeriği yüksek gıdaların tüketimini azaltmak

Meyve sebze tüketiminde her zaman mevsiminde olanları tercih etmek, mümkünse pazarlardan alışveriş yapmak önem kazanmaktadır. Bu kapsamda ekolojik pazarlar takip edilebilir. Her gün mor, kırmızı, turuncu, sarı, koyu yeşil, açık yeşil, beyaz olmak üzere 7 farklı renkte sebze ve meyve her gün tüketilmelidir. 6 yumruk sebze ve 2 yumruk kadar meyve günlük minimum tüketim olmalıdır. Günde 1-2 su bardağı yoğurt veya kefir, haftada 1 kez kırmızı et, haftada 1 kez balık veya haftada 1 kez tavuk ana yemek olarak tercih edilebilir. Diğer günlerde protein ihtiyacı bezelye, barbunya, nohut, kuru fasulye veya börülce gibi bitkisel proteinlerden gelebilir ve sebzeler de haftada en az 2 gün ana yemek olabilir. Bu beslenme pratikleri uygulandığında karbon ayak izi düşer ve sürdürülebilir beslenme ile sağlığa ve doğaya faydalı olunabilmektedir.